<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>

<rss version="2.0">
<channel>
<title>ilmiarastirma.NET RSS</title>
<description>ilmiarastirma.NET İçeriği</description>
<link>http://www.ilmiarastirma.net</link>
<language>tr</language>
<category>ilmiarastirma</category>

		<item>
		<pubDate></pubDate>
		<title><![CDATA[Müminin Herhangi Bir Konuda ‘Gücüm Yetmiyor’ Diye Düşünmesi Kuran Ahlakına Uymaz]]></title>
		<description><![CDATA[Yüce Allah Kuran’da Müslümanları hayatlarının son anına kadar çok çeşitli olaylarla imtihan edeceğini bildirmiştir. Bu konuda müminin bilmesi gereken çok önemli bir sır vardır: Eğer insan  zor ya da aşması gereken bir olayla karşılaşıyorsa, Allah o kişiye bu konuyla başa çıkabileceği; o imtihanı saşabileceği gücü de vermiş demektir. Allah'ın Kuran’da haber verdiği bu sırrı bilmek ve Allah'ın bu kanununa iman etmek, müminin bu zorluğu yenebilmesinde ona güç verecek en önemli bilgilerden biridir.

Yüce Allah bütün insanları belirli bir amaç üzerine yaratmıştır. Rabbimiz bunu Mülk Suresi’nin 2. ayetinde şu şekilde haber vermektedir: 

<b>“O, amel (davranış ve eylem) bakımındanhanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı.”</b> (Mülk Suresi, 2) 

İnsanı yaratan onu dünya hayatında imtihan eden ve O’nun emir ve yasaklarına uyması ve samimi imanı karşılığında cenneti vaad eden Yüce Rabbimiz tüm varlıklara olduğu gibi, insana da herşeyi yaptıran ve herşeyi yaratandır. Bu anlamda insanın, bir konudan bahsederken, “benim buna gücüm yetmez” demesi doğrudur. Ama aynı ifadeyi farklı bir mantıkla kullanmak ve bunun da din ahlakına uygun olduğunu savunmak çok büyük bir samimiyetsizlik olur. Örneğin bir insandan güzel bir ahlak göstermesi istendiğinde, bu kişinin, “benim kendime ait müstakil bir gücüm yok, bu yüzden benim buna gücüm yetmez” demesi, dindar ve samimi bir insanın yapacağı bir konuşma değildir. Açıktır ki bu cümleyi kullanan kişi, din ahlakının temelindeki bazı gerçekleri kendince kullanabileceğini düşünerek, bu ahlakı yaşamaktan kaçınmaya çalışmaktadır. 

Oysaki dünya hayatı imtihan yeridir. Elbette ki insanın hiçbir müstakil gücü yoktur ve herşeyi yaratan Allah’a muhtaçtır. Ancak Allah, insana doğruyu yanlıştan ayırabilecek, her konuda muhakeme yapabilecek, iyi, güzel ve doğru olanı seçebilecek bir vicdan vermiştir. Allah, Kendisi’nden korkup sakınan kullarına olan vaadini Kuran’da şöyle haber vermiştir: ]]></description>
		<link><![CDATA[http://www.ilmiarastirma.net/index.php?Pg=Detail&Number=16349]]></link>
		</item>
		
		<item>
		<pubDate></pubDate>
		<title><![CDATA[Bir Ayet Bir Açıklama: Nahl Suresi, 99-100]]></title>
		<description><![CDATA[<b>“Gerçek şu ki, iman edenler ve Rablerine tevekkül edenler üzerinde onun (şeytanın) hiçbir zorlayıcı-gücü yoktur. Onun zorlayıcı-gücü ancak onu veli edinenlerle, onunla O'na (Allah'a) ortak koşanlar üzerindedir.''</b>  (Nahl Suresi, 99-100)

Allah ayetlerinde, şeytanın iman edenler ve Allah’a tevekkül edenler üzerinde hiçbir etkisinin olamayacağını haber vermektedir. Müminler yaşamlarını Allah'ın Kuran'da bildirdiği hükümler üzerine kurdukları için,<b> “Ey iman edenler, Allah'tan korkup-sakınırsanız, size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış (furkan) verir…”</b> (Enfal Suresi, 29) ayetiyle bildirildiği üzere şeytanın tuzaklarını, kendilerine hangi yollarla yaklaşacağını Allah’ın izniyle çok iyi görebilirler. Şeytana asla fırsat tanımaz, her zaman her konuda vicdanlarına göre hareket ederler. 

Şeytanın hilesinin zayıf olması ve zorlayıcı bir gücünün bulunmaması, Allah'ın insanlar için yarattığı bir rahmet ve kolaylıktır. Çünkü din ahlakını yaşayan bir insanın karşısında din ahlakına karşı negatif bir güç olarak şeytan vardır. Onun zayıf ve güçsüz olması ise, müminlerin Kuran ahlakını yaşama konusunda bir güçlük yaşamayacaklarının bir göstergesidir. Ancak, bunun için samimi bir iman gerekir. Allah'a teslim olmuş, sabah akşam O'nu zikreden, yeryüzündeki her olayın Allah'ın kontrolünde olduğunu bilen ve ihlasla Rabbimiz’e yönelen müminler şeytanın etkilerine karşı güçlüdürler.
 
Ayetin devamında bildirildiği gibi şeytanın etkisi ancak Allah'a şirk koşan ve inkar eden kimseler üzerindedir. Şeytan insanları Allah'ın yolundan döndürmek için çaba harcamaya yemin etmiştir. Dolayısıyla iman etmeyen, insanları Allah'ın yolundan alıkoymaya çalışan, Allah'a ve din ahlakına karşı olan, insanlara Allah'ı, ahireti ve sorumlu oldukları din ahlakını unutturan her kişi şeytanın destekçisi ve dostudur.  ]]></description>
		<link><![CDATA[http://www.ilmiarastirma.net/index.php?Pg=Detail&Number=16352]]></link>
		</item>
		
		<item>
		<pubDate></pubDate>
		<title><![CDATA[Sayın Adnan Oktar'ın Anlatımından ''Televole Kültürü'nün'' Zararları]]></title>
		<description><![CDATA[<b>“Doğrusu, ‘suç ve günah işleyenler,’ kimi iman edenlere gülüp-geçerlerdi. Yanlarına vardıkları zaman, birbirlerine kaş-göz ederlerdi. Kendi yakınlarına döndükleri zaman neşeyle dönerlerdi. Onları gördükleri zaman ise: “Bunlar elbette şaşkın-sapıklardır” derlerdi. Oysa kendileri onların üzerine gözcü olarak gönderilmemişlerdi. Artık bugün, iman edenler, kafir olanlara gülmektedirler. Tahtlar üzerinde bakıp-seyretmek suretiyle. Nasıl, kafir olanlar, işlediklerinin ‘feci karşılığını gördüler mi?’”</b> (Mutaffifin Suresi, 29-36)

Basitlik, insanın, ruhunu Kuran ahlakına uygun bir şekilde derinleştirememesi, Allah’a yakın olma ve O’nun rızasını kazanma konusunda istekli olmaması sonucunda, davranış ve düşünce biçiminde meydana gelen yüzeyselliktir. Bu yüzeysellik, insanın, Allah’ın gücünün sınırsızlığını, kendi etrafında ve dünya üzerinde meydana gelen olaylardaki hikmetleri ve yaşamın gerçek manasını anlamada zayıf bir kavrayışa sahip olması şeklinde kendini gösterir. 
Basit ahlakın en belirgin olarak yaşandığı örneklerden biri de “televole kültürü”dür. 

İnsanları amaçsızlığa, din ahlakından uzak boş bir yaşama sürükleyen bu sapkın kültür, ülkemizde uzun yıllardır gençler üzerinde ve genel ahlak yapısında maddi ve manevi birçok tahribata sebep olmaktadır. Sayın Adnan Oktar uzun yıllardır verdiği ilmi mücadelede tüm insanları Darwinizm, materyalizm, komünizm ve masonluk gibi deccali fikir sistemlerinin yanı sıra büyük bir tehdit unsuru olan televole kültürünün sebep olduğu ahlaki dejenerasyona karşı da uyarmaktadır. İşte Sayın Adnan Oktar’ın anlatımından televole kültürü:

<b>Televole Kültürü Dünyadaki Problemlerden Habersiz, Boş ve Amaçsız Bir Yaşamı ve Uyuşmuş Beyinleri Hedefleyen Bir Kültürdür </b>

<i>“Bakın şimdi gelirken, baktım televizyonda bir kanalda bir televole programı var. Doldurmuşlar insanları yani mesela orada insanlar maden göçüğünün altında kalıyor, anneler feryat ediyor. Biraz önceki haberlerde feryatlar vardı. Daha biraz önce şehit ailelerini gösteriyor. Onların perişanlığını, ailenin, evin perişanlığını, yoksulluklarını gösteriyor.]]></description>
		<link><![CDATA[http://www.ilmiarastirma.net/index.php?Pg=Detail&Number=16348]]></link>
		</item>
		
		<item>
		<pubDate></pubDate>
		<title><![CDATA[Falcılık ve Gelecekten Haber Verme Aldatmacası]]></title>
		<description><![CDATA[Günümüzde pek çok kişi gelecekten haber vereceğini ve bunu kişilerin fallarına bakarak yapacağını iddia ederek insanları dolandırmakta ve kandırmaktadır. Oysa bir insanın Allah’ın dilemesi dışında gelecek hakkında haber sahibi olması mümkün değildir. Allah sadece ilimde derinleşmiş bazı kullarına gayb haberlerini bildirir. Bunun dışında insanların bir oyun olarak uğraştığı falcılık, astroloji, kehanet bildirmek gibi safsatalar gerçek olması mümkün olmayan, Allah’ın Kuran’da yasakladığı aldatmacalardan ibarettir.

Tarih boyunca insanlar gelecekte neler olacağını merak etmiş ve bu merakları sayesinde falcılık, kehanetçilik gibi konulara merak sarmışlardır. Kimileri ne zaman evleneceklerini, kimileri ne zaman öleceklerini kimileri de neler yaşayacaklarını öğrenmek için bu yollara başvurmuştur. Fakat bazı insanların bir eğlence ve oyalanma amacıyla ilgilendikleri falcılığı Allah’ın Kuran’da haram kılmıştır.

Kimi insanlar bu batıl uğraşıların Allah Katında yasaklandığını bilmelerine rağmen bunların zararsız uğraşlar olduğunu iddia ederken, kimileri de insanların bu safiyane düşüncelerinden çıkar sağlamaktadır. Oysa bu batıl arayışların tümü asılsız ve nafiledir. Müminler <b>”Onlar, 'tümüyle boş' şeylerden yüz çevirenlerdir.”</b> (Müminun Suresi, 3) ayetinin hükmü gereği bu batıl inançların hiçbirine itibar etmezler. Allah’a ve yarattığı kadere imanı zayıf olan veya bilgi eksikliği bulunan bazı insanların başvurdukları falcılık, tarot kartları, ruhlarla bağlantı kurduğunu iddia ederek sözde gelecekten bilgi alma gibi yöntemlerin birer aldatmaca olduğunun bilincindedirler. ]]></description>
		<link><![CDATA[http://www.ilmiarastirma.net/index.php?Pg=Detail&Number=16347]]></link>
		</item>
		
		<item>
		<pubDate></pubDate>
		<title><![CDATA[İlmi Araştırma Sayı 68: Sayın Adnan Oktar Ne Demişti Ne oldu?]]></title>
		<description><![CDATA[<b>Destan TV, 8 Mart 2009

Adnan Oktar: </b>Öyleyse gider resmi müracaatta bulunur, devlete sığınır. Gider bir dostu, sevdiği, güvendiği kişi varsa onun yanında can güvenliğini korumak şartıyla kalır. Aile içi şiddete maruz kalanların %18 kadarı, aile içi taciz vakasına - bakın ensest vaka - <b>%18 ensest ilişki var. </b>Mesela babası sarkıntılık yapıyor. Yahut abisi, amcası sarkıntılık yapıyor. Diyorlar; “Aman o senin amcandır, sakın ha, nasıl konuşursun?” Mesela babası sarkıntılık yapıyor, aman nasıl konuşursun? Çocuk mustar kalıyor ve bu çok büyük bir beladır Türkiye’de. Böyle bir şey olduğunda derhal dilekçe verip ispat etmesi de şart değil. Edemez tabi ki, zaten şahit falan da bulamaz. Yani babası mesela odasına giriyor, tecavüz etmeye kalkıyor. Nasıl ispat etsin çocuk bunu? Kamera mı getirsin yani nedir, fotoğrafını mı çeksin? 

Biz onun sözüne güveniriz yani o kişinin sözüne güveniriz. Öyleyse savcılığa dilekçe verir ve ayrılır.]]></description>
		<link><![CDATA[http://www.ilmiarastirma.net/index.php?Pg=Detail&Number=16351]]></link>
		</item>
		
		<item>
		<pubDate></pubDate>
		<title><![CDATA[İslamiyet’le Şereflenen İlk Kadın Sahabi: Hz. Hatice (r.a.)]]></title>
		<description><![CDATA[Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’in mübarek eşlerinden ilki Hz. Hatice (r.a.)’dır. Ilk Müslümanlardan olan Hz. Hatice (r.a.) validemiz, basireti, güzel ahlakı, derin imanı ve kararlılığıyla her zaman müminlere en güzel örneklerden biri olmuştur. Bu değerli insan, yaşadığı müddetçe Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e büyük destek olmuş ve Kuran ahlakının yayılmasında maddi ve manevi olarak büyük çaba göstermiştir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.); Allah’ın <b>“… ancak o, Allah’ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur.” </b>(Ahzab Suresi, 40) ayetiyle bildirdiği gibi insanlar için son peygamber olarak gönderilen, Allah’ın en son hak kitabını vahyettiği, güzel ahlakı, takvası, Allah’a olan yakınlığı ile insanlara örnek kıldığı, Allah’ın dostu, Rabbimiz’in Katında üstünlüğü olan, müminlerin de dostu, en yakını ve velisidir. 

Hz. Hatice (r.a.) Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’in ilk eşi ve İslam’ı seçen ilk kadın sahabidir. Hz. Muhammed (s.a.v.)’in Yüce Rabbimiz’den vahiy aldığında bunu ilk söylediği kişi olarak bilinen Hz. Hatice (r.a.), olgunluğu, tevekkülü, cesareti ve fedakarlığı ile tüm Müslümanlara örnek olmuştur. 

<b>Hz. Hatice (r.a.)’ın Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e Olan Bağlılığı

“… Şüphesiz, Allah Katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır.” </b>(Hucurat Suresi, 13) ayetiyle Yüce Rabbimiz, Kendi nezdindeki üstünlüğün sadece takvayla olduğunu, kullarının Allah’a olan imanları ve sahip oldukları Allah korkularıyla değer kazandıklarını haber vermektedir. Peygamberimiz (s.a.v.) ve sahabeler de sahip oldukları vicdan duygusuyla hareket etmişler ve Allah’a olan korkularını artırmak için çaba göstermişlerdir. Hz. Hatice (r.a.) da, Yüce Allah’a ve Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’e olan derin saygı ve sevgisi ile Peygamberimiz (s.a.v.)‘e her zaman destek olmuştur. Nitekim Yüce Allah, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e, elçiye saygının ve onu savunup desteklemenin önemine ilişkin olarak şöyle vahyetmiştir: ]]></description>
		<link><![CDATA[http://www.ilmiarastirma.net/index.php?Pg=Detail&Number=16346]]></link>
		</item>
		
		<item>
		<pubDate></pubDate>
		<title><![CDATA[Kısa Kısa: İlmi Araştırma Sayı 68]]></title>
		<description><![CDATA[İspanyol hükümetinin AB ile ilişkilerden sorumlu Devlet Sekreteri Garrido: “Türkiye’nin İslam kimliği AB’ye güç verir”

AB dönem başkanlığını 1 Ocak itibarıyla devralan İspanyol hükümetinin AB ile ilişkilerden sorumlu Devlet Sekreteri Diego Lopez Garrido, "AB, Hıristiyan kulübü değil. Tam tersine farklı dinlerin yaşandığı, çoğulcu bir yer " dedi.

La Razon gazetesine konuşan Garrido, <b>"Türkiye, bu kulübün (AB) üyesi olabilir mi?" sorusuna karşılık "Elbette, özellikle bu çoğulculuktan dolayı. Türkiye'nin İslam dünyasıyla olan diyaloğu AB'ye büyük güç verir"</b> diye konuştu. <a href="http://www.risalehaber.com" class="SidesTableText" target="_blank">risalehaber.com</a>]]></description>
		<link><![CDATA[http://www.ilmiarastirma.net/index.php?Pg=Detail&Number=16350]]></link>
		</item>
		
		<item>
		<pubDate></pubDate>
		<title><![CDATA[Dinsizliğin ve Darwinist Düşüncenin Olumsuz Etkisi: Saldırganlık]]></title>
		<description><![CDATA[Kin ve öfke, insanın samimi bir dostluğu, sevgiyi ve karşılıklı anlayışı yaşamasını engeller. Böyle insanlar hep yapayalnız yaşarlar. Yalnız ve dostu olmayan bir insanın ise, mutlu olması, nimetlerden zevk alması imkansızdır. Içlerinde barındırdıkları anlamsız öfke onları hırçınlığa ve saldırganlığa iter. Hiçbir sebep yokken çevrelerine karşı nefret ve öfke duymaya başlarlar. Bunun sonucunda da kendilerine veya çevrelerine ciddi zararlar verirler. Kişiyi bu ahlak bozukluğuna iten en önemli iki sebep; Allah’ın varlığını inkar eden, insanların birer hayvan olduğunu ve güçlünün güçsüzü yeneceği sözde iddiasıyla ortaya çıkan Darwinist düşünce ve dinsizliğin getirdiği ahlak bozukluğudur.

Cahiliyede hakim olan kültürde genelde kendini kanıtlama üzerine kurulu gergin, asabi ve saldırgan bir ruh hali hakimdir. Bazı kişiler arasında, bunalımlı ve dengesiz görünmek, ani çıkışlar, tutarsız hareketler yapmak, her an kavga ya da gerilim çıkarmaya hazır olmak bir insanın sözde ne kadar cesaretli ve kişilikli olduğunun bir göstergesi olarak kabul edilir. Oysa insanın fıtratı sevgiye, güzel ahlaka, şefkate ve huzura yatkın olarak yaratılmıştır. Kin, öfke, saldırganlık gibi davranışlar Kuran ahlakına aykırıdır. Ve bu davranışlar kişi üzerinde büyük tahribata sebebiyet verir. Allah inancı zayıf kişiler üzerinde gözlemlenebilen bu saldırgan hal ve tavırlar, Allah’tan gereği gibi korkmayan her insanda rastlanabilecek ve şiddetle kaçınılması gereken, kişiler arasındaki sevgi, merhamet, acıma gibi duyguları zedelemeyi amaçlayan şeytani bir oyundur. 

<b>Saldırgan Tavırların Temeli: Kendini Haklı Görme Psikolojisi</b>

Saldırgan hal ve tavırların en çok görüldüğü kişiler, altta kalmaya tahammül edemeyen, her zaman son sözü söyleme takıntısı içinde olan, kendini daima haklı gören, enaniyetle yoğrulmuş sağlıksız ruh haline sahip kişilerdir. Bu kişiler başka birinin onları yönlendirmeye çalışmasına hatta fikir vermelerine bile tahammül edemezler. En iyi bilenin kendilerinin olduğu düşüncesini kafalarından atamazlar. Her zaman tek söz sahibi ve karar mercii olmak isterler. Hemen hiç kimsenin fikrini umursamaz, insanlara karşı ezici bir kişilik gösterebilirler. Bu Darwinist tabanlı sistemi yaşatmak için de kavgacı ve saldırgan bir tavır geliştirirler. Böyle bir kimsenin etrafına verdiği izlenim, eğer üzerine gidilecek olursa her an kontrolden çıkabileceği ve dengesiz bir ruh hali gösterebileceği yönündedir. Bu sebeple çevresindeki hemen herkes bu kişiden çekinir. Ne yapacağının ne söyleyeceğinin belli olmadığını bildikleri bu kişiye karşı tedbirli ve mesafeli davranırlar. Söz konusu kişinin de istediği budur. Saldırgan kişi bu olumsuz hal ve tavırları sayesinde çevresinde bir itibar ve saygınlık oluşturacağını düşünürken gerçekte ise çevresindeki kişilerin onun hakkında sahip olacakları tek düşünce dengesiz ruh haline sahip ve sakınılması gereken bir kişi olduğudur. ]]></description>
		<link><![CDATA[http://www.ilmiarastirma.net/index.php?Pg=Detail&Number=16345]]></link>
		</item>
		
		<item>
		<pubDate></pubDate>
		<title><![CDATA[Hz. Yusuf (a.s.) Kıssasından Hikmetler]]></title>
		<description><![CDATA[<b>“Andolsun, Yusuf ve kardeşlerinde soranlar için ayetler (ibretler) vardır.” </b>(Yusuf Suresi, 7) 

Kuran’da bildirilen peygamber kıssalarının hikmetlerinden biri, bu kıssalardaki ayetlerin sadece indirildikleri zamana ait olayları anlatmamaları, ayetlerin tüm zamanlar için insanlara dersler vermeleridir. Kuran’da detaylı olarak bildirilen “Hz. Yusuf (a.s.) Kıssası” da bu doğrultuda çeşitli hikmetler ve anlamlar taşımaktadır. 

Hz. Yusuf (a.s.), hayatı ve mücadelesi hakkında Kuran’da en detaylı bilgilerin verildiği peygamberlerden biridir. Hz. Yusuf (a.s.)‘ın ve babası Hz. Yakub (a.s.)‘ın yaşadığı olaylar, Kuran’ın Yusuf Suresi’nde anlatılır ve bu surenin hemen başında bildirildiği gibi “en güzel kıssalardan” biridir. 

Hz. Yusuf (a.s.), küçük yaşta iken kendisini kıskanan kardeşleri tarafından bir kuyuya atılmış, daha sonra köle olarak satılmış, ardından uğradığı bir iftira nedeniyle uzun yıllar hapiste kalmış, yıllar boyu bu gibi zorluklarla denenmiştir. Ardından Allah, onu tüm bu sıkıntılardan kurtararak kendisine güç ve iktidar vermiştir. 

Hz. Yusuf (a.s.)‘un tüm bu olaylar sırasında gösterdiği büyük sabır ve tevekkülü, etrafındaki her insanın dikkatini çeken güzel ahlakı ve güvenilirliği ve kendisine tuzak kuranlara karşı aldığı akılcı önlemler müminler için büyük hikmetler ve örnekler taşımaktadır. ]]></description>
		<link><![CDATA[http://www.ilmiarastirma.net/index.php?Pg=Detail&Number=16344]]></link>
		</item>
		
		<item>
		<pubDate></pubDate>
		<title><![CDATA[Sayın Adnan Oktar'ın Dilinden: İslam Ahlakına Göre Evlilik Nasıl Olmalıdır]]></title>
		<description><![CDATA[<b>“Kötü kadınlar, kötü erkeklere; kötü erkekler, kötü kadınlara; iyi ve temiz erkekler, iyi ve temiz kadınlara (yaraşır). Bunlar, onların demekte olduklarından uzaktırlar. Bunlar için bir bağışlanma ve kerim (üstün) bir rızık vardır.” </b>(Nur Suresi, 26)

Insanların dünyevi değerler üzerine kurdukları birliktelikler, çok kısa sürede yerini bıkkınlığa bırakabilmektedir. Günümüzde İslam ahlakına göre gerçekleştirilmeyen evliliklerde de bu duruma sık sık rastlanmaktadır. İnsanlar, saygı ve sevgilerini dünyevi değerler üzerine kurduklarında; bu değerlerde herhangi bir değişiklik olduğu takdirde, sözde saygı ve sevgilerini de hemen yitirebilmektedirler. Sevgi, saygı, sadakat gibi kavramlar; güzellik, zenginlik, sağlık, makam ya da itibar gibi ölçülere dayandırıldığında, bu sonuç neredeyse kaçınılmaz hale gelmektedir. 

Sayın Adnan Oktar bu yanlış evlilik anlayışının terk edilebilmesi ve gerçek mutluluğun yaşanması için birçok röportajında Islam ahlakına göre evlilik anlayışının nasıl olması gerektiğini detaylarıyla açıklamıştır.]]></description>
		<link><![CDATA[http://www.ilmiarastirma.net/index.php?Pg=Detail&Number=16343]]></link>
		</item>
		
		<item>
		<pubDate></pubDate>
		<title><![CDATA[Deccal Nasıl Öldü?: Masonluğun Sosyal Silahi Darwinist Aldatmacanın Sonu]]></title>
		<description><![CDATA[Darwinizm, kitleleri dinsizliğe sürükleyen, dünyaya katliamlar, savaşlar getiren, toplumları dejenerasyona, anarşiye, bozgunculuğa ve cinayetlere sevk eden deccalin büyük bir fitnesidir. Bu fitne, tarihin en sapkın ve en büyük kitle aldatmacasıdır. 150 yıl boyunca devam etmiş olan bu kitle aldatmacası, şu an Darwinistlerin şaşkın bakışları altında çöküşe uğramakta ve insanlar 150 yıldır aldatılmış olmanın şokunu yaşamaktadırlar. Deccalin oyunu bitmiştir. Deccal artık ölmüştür. Kitle aldatmacası son bulmuştur. Batıl olan din, Allah’ın hak dini karşısında yerle bir olmuştur. Bu ayki kapak yazımız deccalin en büyük oyununun kesin yıkılışının ve masonların uğradığı hüsranın delillerini sunmaktadır.

Masonların dünya çapındaki propagandası sonucunda Yaratılış gerçeğine karşı getirilen engellemeler neden sonuç vermemiştir?
Bazı Darwinistlerin evrim teorisinin uğradığı yıkıma rağmen takındıkları “bir şey olmadı ki” psikolojisi, aslında neye işaret etmektedir?
Sayın Adnan Oktar’ın bu deccali sisteme karşı 30 yılı aşkın bir süredir sürdürdüğü ilmi mücadelenin dünya çapındaki muazzam etkileri nelerdir?
Deccaliyetin ölümünü müjdeleyen anket sonuçları nelerdir? 

Bir bilim adamı, o zamana kadar hiç kimsenin keşfedemediği, hücrenin olağanüstü yapısının “yalnızca bir bölümünü” keşfettiği için Nobel ödülüne layık görülür. Ama aynı bilim adamı, ödülünü aldıktan sonra öğrencilerine o hücrenin bir çamur birikintisinden rastgele oluştuğu masalını anlatmakta hiçbir sakınca görmez. Aynı bilim adamı, sayısız bilimsel çalışmanın altında imzası olmasına rağmen, öğrencilerine büyük birer sahtekarlık örneği olan Piltdown adamını, Haeckel’in sahte embriyo çizimlerini, sanayi kelebekleri iddiasını evrimin en büyük delilleriymiş gibi anlatmaktan çekinmez. ]]></description>
		<link><![CDATA[http://www.ilmiarastirma.net/index.php?Pg=Detail&Number=16342]]></link>
		</item>
		
		<item>
		<pubDate></pubDate>
		<title><![CDATA[Evrendeki Çeşitliliğin Kaynağı: Elementler]]></title>
		<description><![CDATA[Elementler, aynı cins atomlardan meydana gelen basit maddelerdir. Uranyum gibi radyoaktif elementlerden şekillendirilebilen demire, oda sıcaklığında sıvı olan civaya kadar çok geniş yelpazede bir çeşitliliğe sahiptirler. Elbette bu çeşitliliği mümkün kılan, Allah'ın yoktan var ettiği elementlerin kimyasal yapısıdır. 

Elementleri temelde birbirlerinden farklı kılan, atomlarının çekirdeklerindeki proton sayılarıdır. En hafif element olan hidrojen atomunda bir proton, ikinci en hafif element olan helyum atomunda iki proton, altın atomunda 79 proton, oksijen atomunda 8 proton, demir atomunda 26 proton vardır. İşte altını demirden, demiri oksijenden ayıran özellik, yalnızca atomlarının proton sayılarındaki bu farklılıktır. 

Soluduğumuz hava, vücudumuz, herhangi bir bitki veya bir hayvan ya da uzaydaki bir gezegen, canlı-cansız, acı-tatlı, katı-sıvı herşey... Bunların hepsi, sonuçta aynı yapıdaki ancak farklı sayıdaki proton-nötron-elektronlardan meydana gelmiştir. 

<b>Elementler ve Teknoloji </b>

Arabalar, bilgisayarlar, televizyonlar, evlerimizdeki fırınlar, kullandığımız telefonlar... ]]></description>
		<link><![CDATA[http://www.ilmiarastirma.net/index.php?Pg=Detail&Number=4655]]></link>
		</item>
		
</channel>
</rss>