<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>

<rss version="2.0">
<channel>
<title>ilmiarastirma.NET RSS</title>
<description>ilmiarastirma.NET İçeriği</description>
<link>http://www.ilmiarastirma.net</link>
<language>tr</language>
<category>ilmiarastirma</category>

		<item>
		<pubDate></pubDate>
		<title><![CDATA[Canlıların Dünyasından: Yunuslar]]></title>
		<description><![CDATA[Yunuslar her nefes alışlarında ciğerlerinin %80-90'ını havayla doldururlar. Oysa çoğu insan için bu oran ancak %15'i bulur.

Yunuslar için nefes almak insanlarda veya diğer kara memelilerinde olduğu gibi bir refleks değildir, iradeli bir harekettir.Yani biz nasıl yürümeye karar veriyorsak, yunuslar da nefes almaya karar verir. Bu, hayvanın suda uyurken boğularak ölmemesi için alınmış bir tedbirdir.

Yunus, uykusu sırasında beyninin sağ ve sol yarım kürelerini yaklaşık on beş dakika arayla nöbetleşe kullanır. Bir yarım küre uyurken, diğer yarım küre yüzeye çıkmasını sağlayarak hayvanın nefes almasını kontrol eder.]]></description>
		<link><![CDATA[http://www.ilmiarastirma.net/index.php?Pg=Detail&Number=10029]]></link>
		</item>
		
		<item>
		<pubDate></pubDate>
		<title><![CDATA[Ateizmin Çöküşü: İlmi Araştırma Sayı 49]]></title>
		<description><![CDATA[<b>"O, Allah’tır, Kendisi’nden başka İlah yoktur. İlkte de, sonda da hamd O’nundur. Hüküm O’nundur ve O’na döndürüleceksiniz."</b>(Kasas Suresi, 70)

Son dönemde bilim ve felsefe alanında yaşanan gelişmeler, ateizmin önlenemez çöküşünün sebeplerindendir. Kuşkusuz ateist dünya görüşünün sarsılması, yerine başka bir dünya görüşünün egemen olması anlamına gelecektir ki,     bu Kuran ahlakıdır.

<b>Dünya Tarihinde Bir Dönüm Noktası Ateizmin Çöküşü</b>

<b>Kozmoloji: Sonsuz Evren Kavramının Çöküşü ve Yaratılış Gerçeğinin Anlaşılması</b>

Friedrich Nietzsche gibi 19. yüzyıl felsefecileri ateizmin toplumda yaygınlaşması için büyük çaba sarf ettiler. 21. yüzyıla gelindiğinde ise bilimin her dalında ateist dünya görüşünün verdiği zararlar ortaya çıktı. 20. yüzyıl biliminin ateizme vurduğu ilk büyük darbe, kozmoloji alanında oldu. Sonsuzdan beri var olan evren inancı yıkıldı ve evrenin bir başlangıcı olduğu, bir başka ifadeyle yoktan yaratıldığı bilimsel delillerle ortaya çıktı.]]></description>
		<link><![CDATA[http://www.ilmiarastirma.net/index.php?Pg=Detail&Number=10030]]></link>
		</item>
		
		<item>
		<pubDate></pubDate>
		<title><![CDATA[Elektronik Radar Sistemiyle Yön Bulan Istakozlar]]></title>
		<description><![CDATA[Kuzey Carolina Üniversitesi araştırmacıları tarafından gerçekleştirilen bir araştırma, gözleri kapatılmasına ve yön bulmalarına yardımcı olacak her türlü imkan ortadan kaldırılmasına rağmen ıstakozların yine de yönlerini ve yerlerini tespit edebildiklerini ortaya çıkardı. Üstelik bilim adamları ıstakozların bunu elektronik radar sistemine benzer bir yöntem kullanarak yapmalarının sırrını hala çözememektedir.

Karayipler civarında yaşayan Panulirus argus türüne ait dikenli ıstakozlar üzerinde yapılan bir araştırma, bu canlıların sadece yön tayini değil, yer tayini de yapabildiklerini ortaya koydu. Buna göre dikenli ıstakozlar, hiç bilmedikleri bir yere bırakılmış olsalar da yönlerini hatta 'yerlerini' dahi bulabiliyorlar.]]></description>
		<link><![CDATA[http://www.ilmiarastirma.net/index.php?Pg=Detail&Number=10027]]></link>
		</item>
		
		<item>
		<pubDate></pubDate>
		<title><![CDATA[İki Devlet Tek Millet Olarak Azerbaycan-Türkiye Birleşsin]]></title>
		<description><![CDATA[Geçtiğimiz Haziran ayının ilk günlerinde Türkiye ve Azerbaycan’ın üst makamları tarafından Türk –İslam Birliği’nin kurulması yolunda önemli bir adım atıldı. 

İki Müslüman kardeş ülkenin liderleri, "İki devlet tek millet" olma yönündeki   temennilerini ve önümüzdeki dönemde   bunu gerçekleştirmek için yapacakları çalışmaları açıklayarak Türk – İslam Birliği’ni büyük bir heyecanla bekleyen çevrelere önemli bir müjde verdi.

Hiç kuşku yoktur ki Sayın Adnan Oktar’ın öncüsü olduğu ve uzun yıllardır bu doğrultuda gerçekleştirdiği çalışmaların akabinde yaşanan bu gelişmeler, Allah’ın izniyle İslam ahlakının dünya çapındaki aydınlık geleceğinin bir başlangıcıdır.

Türkiye; geliştireceği stratejilerle hem tüm Ortadoğu, Balkanlar, Kafkasya ve Orta Asya'da kalıcı barışı temin edebilecek, hem de böyle bir birliktelikten oluşacak ekonomik gücü en hakkaniyetli şekilde idare edebilecek bir tarihi birikime sahiptir. Hiçbir maddi değer; tarihe yön vermiş, insanlığa barışı, adaleti ve huzuru getirmiş, zengin bir kültüre sahip, köklü bir medeniyetin kurucusu olan bir milletin sahip olduğu tecrübenin yerini tutamaz. Geçmişte olduğu gibi bugün de Müslüman Türk Milleti; sabrı, imanı ve güzel ahlakı ile mazlumun yanında, zalimin karşısında yer alacak, farklı kültürlerden ve kökenlerden gelen insanları adalet ve hoşgörü potasında birleştirecek ve tüm dünyanın özlemini çektiği barış ve güvenlik ortamını oluşturacaktır. Bu bakımdan, tarih boyunca cihan devletleri kurarak kıtaları nizama sokmuş, örfünü, kültürünü büyük bir aşk ile muhafaza etmiş olan Müslüman Türk Milleti çok önemli bir dönemeçtedir.]]></description>
		<link><![CDATA[http://www.ilmiarastirma.net/index.php?Pg=Detail&Number=10044]]></link>
		</item>
		
		<item>
		<pubDate></pubDate>
		<title><![CDATA[Mideyi İçte ve Dışta Koruyan Mucize Sıvılar]]></title>
		<description><![CDATA[Yeni doğmuş 2-3 kilogramlık bir bebeğin zaman içinde gelişerek yaklaşık 20 yıl sonra 1.80 cm boyunda, 75-80 kilo ağırlığında bir insan olmasını sağlayan, besinlerin sindirilerek vücudun gelişimine yön vermesidir. Bu besinlerin bir kısmı yaşam için gerekli olan enerjiyi sağlar, bir kısmı ise vücuda eklenir ve insanın eti, kemiği haline gelir. Kuşkusuz midenin bu işlemlerde önemli bir rolü bulunmaktadır.ancak kendisi de etten oluşan bu organın içte güçlü asitlerden, dışta ise diğer organlarla oluşan sürtünmeden etkilenmemesi için sıvılarla sağlanan özel bir korumaya ihtiyacı vardır. 

<b>Halıyı Delebilecek Güçteki Asitler Midede Nasıl Etkisiz Hale Gelir?</b> 

Yediğimiz besinler yemek borusundan geçtikten sonra mideye ulaşır. Midedeki sindirim işlemi ağızdaki sindirim hareketlerinden farklıdır. Burada çok kuvvetli asitler devreye girer. Besinler yemek borusundan mideye iner inmez, mide yüzeyindeki hücreler gastrik asit adında bir sıvı salgılamaya başlar. Bu sıvıyla aynı anda pepsin ve hidroklorik asit adında kimyasal öğütücü sıvılar da salgılanır. Bu asitler, bir tıraş bıçağını bile sindirebilecek kadar güçlüdür. Protein benzeri sindirimi zor maddeler için bu asitlerin olması zorunludur. Ancak burada çok önemli bir detay vardır. Midenin kendisi de yapı olarak proteinden oluşmuştur. Peki o zaman nasıl olup da tıraş bıçağını bile sindirebilen bir asit, midenin kendisine zarar vermemektedir?]]></description>
		<link><![CDATA[http://www.ilmiarastirma.net/index.php?Pg=Detail&Number=10039]]></link>
		</item>
		
		<item>
		<pubDate></pubDate>
		<title><![CDATA[Evrimci Bilim Adamları İtiraf Ediyor: Sanat ve Estetik Duygusunu Evrimle Açıklayamayız]]></title>
		<description><![CDATA[İnsan ruhuna özgü mucizevi bir özellik olan sanat ve estetik duygusu, yıllardır Darwinist bilim adamları tarafından göz ardı edilmeye çalışılan konuların başında gelmektedir. Bunun nedeni ise açıktır: Evrendeki olağanüstü düzenin ve canlılardaki kompleks sistemlerin sözde kör tesadüfler ve hayali mekanizmalar sonucunda meydana geldiğini iddia eden Darwinistler, ilk insan topluluklarından itibaren var olan sanat ve estetik bilincinin kaynağını açıklayamamaktadırlar.

Geçmişten günümüze kalan izler, insanların, tarihin her döneminde kültürleriyle ve sosyal yaşamlarıyla medeni bir hayat sürdüklerini göstermektedir. Arkeolojik kazılarda bulunan aletler, dikiş iğneleri, flüt kalıntıları, süs eşyaları, dekorasyon malzemeleri, geçmiş insanların kültürel olarak gelişmiş bir yaşam sürdüklerinin ve yeryüzünde yaşamış çeşitli insan topluluklarının sanata ilgi duyduğunun göstergelerindendir. Günümüze kadar ulaşan duvar resimlerinden geçmişte yaşamış insanların, neredeyse bugünkü sanatçılar kadar başarılı ürünler ortaya çıkardıkları anlaşılmaktadır. İnsanda var olan bu özelliği, evrim ile açıklamak mümkün değildir, çünkü insandan başka hiçbir canlıda estetik ve sanat yeteneği veya kaygısı bulunmaz. Bu özellik, insanla birlikte ve hiçbir evrimsel kökeni olmadan, kompleks yapısıyla beraber aniden ortaya çıkmıştır.]]></description>
		<link><![CDATA[http://www.ilmiarastirma.net/index.php?Pg=Detail&Number=10037]]></link>
		</item>
		
		<item>
		<pubDate></pubDate>
		<title><![CDATA[Fedakarlığı Engelleyen Düşünce Bozukluğu: "Gemisini Kurtaran Kaptan Mantığı"]]></title>
		<description><![CDATA[Küçük hesaplar yaparak çıkar peşinde koşmak ve bu çıkarları elde etmek için diğer insanları kullanmak, iman etmeyen insanların basit kültüründen kaynaklanan belirgin davranış bozukluklarıdır. "Gemisini kurtaran kaptan" sözü, bu basit kültürün bir sonucu olarak “fırsatçı ve çıkarcı” karakteri makul şekilde örtbas edebilmek için kullanılır. Ancak kısa vadede kar getireceği zannedilen bu yanlış mantık, insanın dünyada küçük düşmesine, ahirette ise sonsuza kadar kayıp içinde olmasına sebep olabilir.

Kendisine Kuran'ı ve Peygamber Efendimiz (sav)'in sünnetini yol gösterici olarak kabul eden müminler için, en büyük değer Allah'ın rızasıdır. Bu nedenle din ahlakının yaşandığı bir toplumda, Allah'ın rızasını kazanmanın önemli bir yolu olan infak etmek (kişinin Allah’ın kendisine emanet olarak verdiği maddi değerleri yine Allah yolunda harcaması) ve fedakarlık yapmak için müminler arasında hayırlı bir yarış vardır. Böyle bir toplumun üyeleri, kendi şahsi menfaatlerini değil, mümin toplumunun genel menfaatlerini düşünür ve ona göre davranırlar. Kendi menfaatleri ile bir diğer müminin menfaati karşı karşıya geldiğinde ise, Allah'ın rızasını kazanmak için, karşı tarafın menfaatine uygun davranırlar. Gizlinin de gizlisini bilen Rabbimiz Kuran'da, Medine'ye hicret eden müminlerle Medineli müminler arasında yaşanan üstün ahlak örneklerini şu şekilde haber vermiştir:

<b>"Kendilerinden önce o yurdu (Medine'yi) hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler ise, hicret edenleri severler ve onlara verilen şeylerden dolayı içlerinde bir ihtiyaç (arzusu) duymazlar. Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin "cimri ve bencil tutkularından" korunmuşsa, işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır."</b>(Haşr Suresi, 9)]]></description>
		<link><![CDATA[http://www.ilmiarastirma.net/index.php?Pg=Detail&Number=10025]]></link>
		</item>
		
		<item>
		<pubDate></pubDate>
		<title><![CDATA[Yavru Canlıların Konforlu Barınağı: Yumurta]]></title>
		<description><![CDATA[Kuş yumurtaları neden gözeneklidir? Bir kuş, kendi yumurtalarını diğer yumurtalardan nasıl ayırt eder? Tavuk yumurtasını hidrostatik basınçla kırmak neden mümkün değildir? Civcivler 20 günlük kuluçka dönemi boyunca içinde yaşadıkları yumurtanın kabuğunu nasıl kırarlar?

Yüce Allah canlıların soylarını devam ettirebilmeleri için onları çeşitli sistemlerle birlikte yaratmıştır. Rabbimiz, bu sistemler ile canlıyı gelişmeye başladığı ilk andan itibaren koruma altına alır. Nitekim memelilerde yavrular, anne karnında plasenta içinde gelişmelerini tamamlarken, diğer birçok canlı türünün yavrusu anne karnının dışındaki bir ortamda dünyaya gelir. Anne rahmi dışındaki ortamda gelişen ceninin dünyadaki dış etkilere karşı son derece savunmasız olduğu düşünülebilir. Ancak aksine bu savunmasız yavrular için yaratılmış yumurtalar, gerçekte yavrular dünyaya gelene kadar onlar için konforlu ve dayanıklı birer yuvadır.]]></description>
		<link><![CDATA[http://www.ilmiarastirma.net/index.php?Pg=Detail&Number=10041]]></link>
		</item>
		
		<item>
		<pubDate></pubDate>
		<title><![CDATA[Peygamber Efendimiz (sav)'den Sıhhatli Yaşama Dair Hikmetler]]></title>
		<description><![CDATA[Gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri yaratan Yüce Allah’ın, kullarına Kuran ahlakını tebliğ etmesi için görevlendirdiği Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), yaşamı boyunca her konuda olduğu gibi sağlıklı yaşam ve dengeli beslenme konularında da ümmetine öncü olmuştur. Günümüzden yaklaşık olarak 1400 yıl önce yaşayan Peygamberimiz (sav), ancak günümüzde ulaşılabilen tıbbi bilgileri ümmetine aktarmış ve günümüze ulaşan hadislerle bugünün tıp dünyasına ışık tutmuştur.

Günümüzde teknolojik tıp aletleri ve büyük yatırımlarla ulaşılan modern tıp bilgileri, aynı zamanda asırlardır oluşan bir bilgi birikimi ve tecrübenin sonucudur. Ancak tüm bu olumlu şartların ve teknolojik imkanların bulunmadığı bir dönemde, Peygamber Efendimiz (sav)’in sağlık konusunda ümmetine verdiği tavsiyeler, Peygamberimiz (sav)’in günümüz tıbbının pek çok tespitine bundan yaklaşık 1400 yıl önce vakıf olduğunu ortaya koymaktadır. Elbette ki bu Allah’ın hatem-ül enbiya Peygamber Efendimiz (sav)’e bahşettiği akıl ve ilhamın hikmetli bir sonucudur.]]></description>
		<link><![CDATA[http://www.ilmiarastirma.net/index.php?Pg=Detail&Number=10033]]></link>
		</item>
		
		<item>
		<pubDate></pubDate>
		<title><![CDATA[Gözardı Edilen Kuran Hükümleri: İlmi Araştırma Sayı 49]]></title>
		<description><![CDATA[<b>"İşte bu (Kur’an) uyarılıp korkutulsunlar, gerçekten O’nun yalnızca bir tek İlah olduğunu bilsinler ve temiz akıl sahipleri iyice öğüt alıp düşünsünler diye bir bildirip-duyurmadır."</b>(İbrahim Suresi, 52)

<b>Kuran Okunduğu Zaman Susup Dinlemek</b>

<b>"Kuran okunduğu zaman, hemen onu dinleyin ve susun. Umulur ki esirgenmiş olursunuz."</b>(Araf Suresi, 204)

Ayetteki kesin ifadeden de anlaşılacağı gibi Kuran okunurken susup dinlemek, yalnızca güzel bir davranış şekli değil, aynı zamanda da Allah'ın farz kıldığı bir tavırdır. Ayetin devamındaki ifadeden de bu emre titizlik göstermenin müminlerin esirgenmesine vesile olacağı anlaşılmaktadır. 

Kuran Allah'ın sözüdür. Bu nedenle, Allah'ın Zatına gösterilmesi gereken haşyet dolu saygının aynı şekilde Allah'ın sözüne karşı da gösterilmesi gerekir. Bu saygının ilk aşaması ise Allah'ın sözünü işittiğinde, susup o söze kulak vermektir. Kuran'a, Arapça olsun, Türkçe meali olsun ya da farklı bir dilde okunduğunda aynı saygının gösterilmesi şarttır.]]></description>
		<link><![CDATA[http://www.ilmiarastirma.net/index.php?Pg=Detail&Number=10035]]></link>
		</item>
		
		<item>
		<pubDate></pubDate>
		<title><![CDATA["Çoğunluk Yapıyorsa Doğrudur" Mantığı Dejenerasyonun Ana Kaynağıdır]]></title>
		<description><![CDATA[Her zaman için en doğru olanın, çoğunluğun uygulamaları olduğuna inanmak neden doğru bir düşünce şekli değildir?
Bazı insanların "çoğunluk yapıyor" mantığına sığınmayı tercih etmelerinin sebebi nedir?

Bir kişinin yapacağı bir hareketi, alacağı bir kararı düşünmeden ve yargılamadan, Kuran ahlakı yerine çoğunluğun isteklerine göre şekillendirmesi neden kişiyi daima kayba sürükler?

Asırlardır yaşamış olan tüm toplumlarda; her zaman için en doğru olanın, çoğunluğun uygulamaları olduğu kanısı bazı insanların kabullendiği en temel düşüncelerden biri olmuştur. Bazı insanları, din ahlakının gereklerini yerine getirmekten alıkoyan en büyük engellerden biri de budur. Kişileri içinde yaşadıkları toplumun kendileri hakkında ne diyeceğine, ne düşüneceğine bağımlı hale getiren bu yanlış düşünce tarzı, din ahlakının yaşanmadığı toplumlarda insanların çok büyük bir bölümü tarafından yaşam şekli olarak benimsenmiştir. Sonuç olarak da bu kişilerin toplumun sayısal çoğunluğunu oluşturuyor gibi gözükmeleri; diğer insanları da yanlış yönlendirmiş, onları haksız çoğunluğun yaşadığı hayat şeklinin ve uydukları kuralların doğru olduğuna inandırmıştır. Oysaki düşünmeksizin çoğunluğa uyum sağlamak tamamıyla şeytanın bir oyunudur ve insanı, dünyada ve ahirette büyük kayıplara sürükler. Kuran'da Allah Müslümanlara şöyle emretmektedir:]]></description>
		<link><![CDATA[http://www.ilmiarastirma.net/index.php?Pg=Detail&Number=10040]]></link>
		</item>
		
		<item>
		<pubDate></pubDate>
		<title><![CDATA[Bediüzzaman Said Nursi: İlmi Araştırma Sayı 49]]></title>
		<description><![CDATA[<b>"İbadetin ruhu, ihlastır. İhlas ise, yapılan ibadetin yalnız emredildiği için yapılmasıdır."</b>(İşaratül-İcaz, ibadet ve tevhid bahsi, s.142)

<b>Müminler Sevgi ve Dayanışmalarından Gelen Manevi Kuvvetleri</b>

Müminler, birbirleriyle sonsuz ahiret kardeşi olmaya niyet etmiş olmalarından dolayı derin bir sevgi, saygı ve sadakatle birbirlerine bağlanırlar. Bundan dolayı da asla rekabete, çekişmeye ya da ihtilafa imkan tanımazlar. Her ne zorluk ya da sıkıntıyla karşılaşırlarsa karşılaşsınlar, Allah korkularından ve samimi imanlarından dolayı yılgınlığa, gevşekliğe ya da iradesizliğe kapılmazlar. Birinde bir kusur olacak olsa, bir diğeri güzel ahlakla ona destek olup iyiliğe teşvik eder. Sürekli birbirlerine iyiliği emredip, kötülükten sakındırdıkları için giderek imanları daha da güçlenir, kuvvetleri artar. Amaçları, çabaları ve duaları hep aynı olan müminlerin, imanları ve sevgilerinden oluşan bu manevi güçlerini Bediüzzaman Said Nursi bir sözünde şöyle bir örnekle dile getirmiştir:]]></description>
		<link><![CDATA[http://www.ilmiarastirma.net/index.php?Pg=Detail&Number=10034]]></link>
		</item>
		
		<item>
		<pubDate></pubDate>
		<title><![CDATA[Darwinizm Nasıl Sosyal Bir Silaha Dönüştü?]]></title>
		<description><![CDATA[İnsanlara bir hayvan türü olarak gören Darwinist anlayışın yalanlarına göre, insanların hiçbir değeri yoktur. Sosyal Darwinist mantıkta, acı çeken, zorluk ve korku içinde olan insanların kurtarılması için hiçbir şey yapılmaz. Bu insanlar yardımsız ve korumasız bırakılırlar. İslam ahlakında ise, her mümin diğer insanların huzuru, güvenliği ve refah için çaba göstermekle sorumludur. 

Darwinizm toplumların ve bireylerin yaşamı için neden ciddi bir tehlikedir?

Sosyal Darwinizm, mevcut kötülüklere, acımasız politika ve uygulamalara nasıl bir anda sözde bilimsel bir geçerlilik kazandırmıştır?

Güçlünün haklı sayılması, eşitsizlik, ırk veya etnik temelli ayrımcılık, zulüm, haksız rekabet ve çekişme, fakirlerin ezilmesi, güçlünün zayıf olanı sömürmesi toplumların tarih boyunca yaşadığı kötülükler ve zorluklardandır. Ancak, 19. yüzyılda tüm bu kötülükler çok daha farklı bir boyut kazandı. 19. yüzyıla kadar zalimlik, saldırganlık, acımasızlık olarak nitelendirilen bu tür uygulama ve politikaların, bir anda sözde "doğanın gerçeklerine dayanan bilimsel uygulamalar" olduğu yalanı savunulmaya başlandı. Tüm bu acımasızlıklara birdenbire sözde bir “meşruluk ve bilimsellik” kazandıran ise Charles Darwin'in evrim teorisi oldu.]]></description>
		<link><![CDATA[http://www.ilmiarastirma.net/index.php?Pg=Detail&Number=10024]]></link>
		</item>
		
		<item>
		<pubDate></pubDate>
		<title><![CDATA["Fil Vakası" Nasıl Gerçekleşti?]]></title>
		<description><![CDATA[Kabe, hiç kuşkusuz tüm Müslümanların en kutlu mekanıdır.

Rabbimiz, inşa edildiği tarihten itibaren bu kutsal mekanı korumuş ve İslamiyet'in indirilişinden önce aldığı Ümmül Kur'a (şehirlerin anası) ismiyle Mekke, dışarıdan yapılan hiçbir saldırı veya işgalle alınamamıştır. Mekke’yi yönetimi altına almak isteyen Yemen valisi Ebrehe’nin Fil ordusuyla uğradığı hezimet bunun tarihteki en çarpıcı örneğidir.

İnşa edildiği ilk günden beri iman edenler tarafından tavaf ve hac edilen ve tüm Müslümanlar için en kutlu mekan olan Kabe, Allah'ın emriyle, Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail (Bakara Suresi, 127) tarafından inşa edilmiştir. Beyt-i Haram olarak da nitelendirilen Kabe-i Muazzama, Allah'ın, "kutlu ve hidayet bulunan yer" olduğunu bildirdiği mübarek bir mekandır. Yüce Rabbimiz, Kuran'da Kabe hakkında şöyle buyurmuştur:

<b>"Gerçek şu ki, insanlar için ilk kurulan Ev, Mekke'de, o, kutlu ve bütün insanlar (alemler) için hidayet olandır."</b> (Al-i İmran Suresi, 96)]]></description>
		<link><![CDATA[http://www.ilmiarastirma.net/index.php?Pg=Detail&Number=10028]]></link>
		</item>
		
		<item>
		<pubDate></pubDate>
		<title><![CDATA[Evrendeki Cisimlerin Uzaklıkları Nasıl Ölçülüyor?]]></title>
		<description><![CDATA[Yaşadığımız dünyada her şeyi metre, kilometre gibi ölçü birimleriyle ölçüyoruz. Karınca 5 milimetre, golf topu 5 santimetre, zürafa 5,5 metre, Çin Seddi 6,400 kilometre ve Dünya’nın ekvator bölgesinin çevresi 40.000 kilometredir. Ancak, Yüce Rabbimiz’in kusursuz yaratılış delilleriyle donattığı uzayın büyüklüğünü anlayabilmek için çok daha büyük uzaklık ölçü birimlerine ihtiyacımız vardır. "Işık yılı", bu birimlerden biridir.

Işık yılı, evrendeki birbirinden çok uzak cisimlerin arasındaki mesafeyi bulmak için kullanılan bir uzaklık birimidir ve ışığın bir yılda gittiği yolu ifade eder.

Işık bir saniyede 300.000 kilometre yol alabilir. Bir yılda ise yaklaşık olarak 9,461,000,000,000 kilometre yolculuk yapabilir.]]></description>
		<link><![CDATA[http://www.ilmiarastirma.net/index.php?Pg=Detail&Number=10026]]></link>
		</item>
		
		<item>
		<pubDate></pubDate>
		<title><![CDATA[Güncel: İlmi Araştırma Sayı 49]]></title>
		<description><![CDATA[<b>Uyuşturmadan, Kırmızı Biberle Ağrı Nasıl Kesilir?</b>

Harvard Tıp Okulu'ndan profesör Clifford Woolf ve meslektaşları herhangi bir uyuşma-his kaybı veya motor paralizi (kaslarda felçlik) ortaya çıkarmadan spesifik olarak ağrıyı bloke eden bir tedavi geliştirdiler. Bir diş hekiminin çalışacağı bölgeye yaptığı iğnenin etkisi genelde birkaç saat süren bir uyuşmaya neden olur. İstenmeyen bu etki, bu buluşla artık tarihe karışabilir.

Bu özel madde, normalde lokal anestetik olarak kullanılan lidokainin (lidocaine) inaktif bir türevi olan QX314 ile kırmızı biberde bulunan ve ağrıya neden olan kapsaisinin (capsaicin) birleşiminden oluşuyor. 

Peki ağrıya, acıya neden olan kapsaisini içinde barındıran bir kombinasyon nasıl oluyor da bir ağrı kesiciye dönüşüyor?

Kapsaisin, sadece ağrıyı ileten sinir uçlarında olan birtakım hücre kanallarını açıyor ve böylelikle kombinasyonun diğer üyesi olan QX314 sadece bu hücrelere giriyor ve ağrıyı kesmede etkili oluyor.]]></description>
		<link><![CDATA[http://www.ilmiarastirma.net/index.php?Pg=Detail&Number=10023]]></link>
		</item>
		
</channel>
</rss>