|
Kapak Konusu:
Türk-İslam Birliği İçin Önemli Bir Adım Kafkas İttifakı Sayın Adnan Oktar'ın çok yönlü ilmi çalışmalarını ve Türk-İslam Birliği'nin kurulmasının aciliyetini ve önemini vurgulayan açıklamalarını takiben, bu birliğin tesis edilmesi yolunda her geçen gün önemli bir gelişme yaşanıyor. Son birkaç ay içinde, Türk Birliği Meclisi'nin kurulması, yapılan D8 ve İslam Konferansı Teşkilatı toplantılarında temel konu olarak İslam Birliği'nin işlenmesi, Müslüman aleminin dört bir yanından birlik seslerinin yükselmesi, Sayın Ahmedinejad'ın, Türkiye ziyareti sırasında Sünni imamın arkasında namaz kılarak Sünni-şii ittifakını destekleyen tavırları ve açıklamaları bu gelişme-lerden sadece birkaçı…
Bu önemli gelişmelere geçtiğimiz ay bir yenisi daha eklendi ve Türkiye, Kafkasya'ya barış ve istikrar getirecek çok önemli bir projenin öncülüğünü yaptı.
Sayın Adnan Oktar gerek yazdığı kitap ve makalelerinde gerekse basına yaptığı açıklamalarında, her fırsatta kardeşliğin ve dostluğun önemi üzerinde durmakta, her türlü anlaşmazlık ve sorunun sevgi ve muhabbetle hemen çözüme kavuşacağını ifade etmektedir. Özellikle son dönemlerde çeşitli televizyon kanallarıyla yaptığı röportajlarda, Türk İslam Birliği vesilesiyle tüm dünyaya dostluğun hakim olacağına dikkat çekmekte, bunun için de öncelikli olarak Kafkas İttifakı’nın gerçekleştirilmesi gerektiğini dile getirmektedir.
Devamı için tıklayınız.

Kuran Ahlakı: İlmi Araştırma Sayı 52 "Yoksa onlar, Allah’ın Kendi fazlından insanlara verdiklerini mi kıskanıyorlar?..." (Nisa Suresi, 54)
Bazı toplumlarda insanların kıskançlığa olan bakış açıları, Kuran’da bildirilenden çok farklıdır. Bu kimseler kıskançlığın her insanda az çok olması gereken insani bir özellik olduğunu düşünürler. Hatta hiç kıskanç olmadığını söyleyen kimseleri garip karşılarlar. Oysa kıskançlık birçok insan üzerinde fiziksel ve pisikolojik olarak şiddetli tahribatlara neden olan ve Allah’ın Kuran’da yasaladığı bir tavır bozukluğudur. Bu nedenle iman edenler kıskançlıktan şiddetle sakınır ve Allah’ın kendilerine verdiklerinden hoşnut bir yaşam sürerler.
Kıskançlık, insanların dünyaya olan bağlılıklarından kaynaklanan önemli bir tavır bozukluğudur. Allah Kuran'da insanların nefsinde böyle bir özellik olduğunu bildirmiştir. "Onu arındırıp-temizleyen gerçekten felah bulmuştur." (Şems Suresi, 9) ayetiyle de insanın kurtuluşu için nefsini kötülüklerden arındırması gerektiğini haber vermektedir. Aksinde ise Kuran'da, "Ve onu (isyanla, günahla, bozulmalarla) örtüp-saran da elbette yıkıma uğramıştır." (Şems Suresi, 10) ayetinden de anlaşılacağı gibi nefsindeki bu kötülükler insanı yıkıma sürükler. Kıskançlığın insanlar üzerinde meydana getirdiği tahribat ve verdiği azap, ayette bildirilen yıkımın dünyada ne şekilde gerçekleşebileceğini açıkça ortaya koymaktadır.
Devamı için tıklayınız.

Gel-Git Bölgelerinde Balıklar Nasıl Hayatta Kalır? Gel-git olayı, yeryüzündeki bazı bölgelerde yaşam şartlarını dahi değiştirebilecek bir etkiye sahiptir. Gel-git yaşandıktan sonra suların geri çekilmesiyle yaşamlarına kaldığı yerden devam eden bölge halkı, tüm yaşamlarını gel-gite göre düzenlemektedir. Ancak gel-git olayının bölgede meydana getirdiği değişikliklerden yalnızca bölge halkı etkilenmemektedir. Bu bölgelerde yaşayan balıklar da gel-git olayından etkilenmekte ama sahip oldukları mucizevi özellikler vesilesi ile zor koşullara rağmen yaşamlarını sürdürebilmektedirler.
Balıkların Yüzgeç ve Derilerindeki Özel Yapılar…
Gel-git bölgelerindeki balıkların yüzgeçleri, yaşadıkları koşullara en uygun sisteme sahiptir. Göğüs yüzgeçleri sayesinde kayalara tutunabilirler. Derileri de “sürekli bir akıntı”ya dahi dayanabilecek bir şekilde yaratılmıştır. Bazı türlerinde çok az pul bulunurken bazılarında ise hiç yoktur. Bunun yerine birçok balık türü, vücutlarını kayganlaştıran mukus benzeri bir sıvı salgılayarak akıntı sırasında oluşabilecek sürtünmeyi azaltmaktadır. Bu sıvı, aynı zamanda akıntıya kapılmamak için küçük oyuklara saklanırken mucizevi bir şekilde yağlama görevi görerek balıkların kolaylıkla saklanmalarını da sağlamaktadır.
Devamı için tıklayınız.

Resulullah (Sav)'ın ve Müminlerin Şerefli Hicret Yolculuğu Nasıl Gerçekleşti? İslam tarihinin en önemli olaylarından biri olan hicret, aynı zamanda Peygamber Efendimiz (sav)’in ve salih müminlerin güzel ahlaklarının, Allah’a olan teslimiyetlerinin, cesaretlerinin ve güçlü imanlarının önemli bir delilidir. Bu mübarek kişiler, yaşadıkları tüm zorluklara, inkarcıların baskılarına ve içerisinde bulundukları zor şartlara rağmen Yüce Allah'ın bildirdiği din ahlakını yaşamakta kararlılık göstermişlerdir. Rabbimiz’in emri geldiği zaman ise evlerini, yurtlarını ve kurulu düzenlerini bir an bile tereddüte kapılmadan arkalarında bırakmış, büyük bir şevk ve teslimiyetle hicret etmişlerdir.
Yüce Allah Kuran’da, gerçekten iman edip etmediklerini ortaya çıkarmak için insanları çok çeşitli olaylarla deneyebileceğini bildirmiştir. Allah’ın bildirdiği bu “sınama”lardan biri, Peygamberimiz (sav)’in ve beraberindeki müminlerin gerçekleştirdikleri “hicret” yolculuğudur. Peygamber Efendimiz (sav) ile birlikte hicret eden müminler, sahip oldukları herşeyi geride bırakarak Allah Katında şerefli olan bir hayatı seçmişlerdir.
Devamı için tıklayınız.

Müslümanlar Arasındaki Güçlü Bağlılığın Sırrı: Sevgi ve Tevazu Müslümanlar arasında yaşanan sevgi, imana dayalı samimiyetin sonucunda doğal olarak oluşan bir sevgidir. Hiçbir çıkara dayanmaz; müminler yalnızca Allah'ın rızası için birbirlerini severler. Bu samimi sevgi beraberinde yüksek bir tevazu anlayışını da getirir. Sevgi ve tevazu bir arada yaşandığında ise Müslümanlar arasında çok güçlü bir bağlılık meydana gelir...
Kuran ahlakına uymak insana üstün bir ahlak kazandırır. Dolayısıyla Müslümanlar, tavırları, tepkileri, sohbetleri, estetik zevkleri, sanat anlayışları ve görgüleriyle diğer insanlara örnektirler. Birarada olunmaktan hoşlanılan, insanlara fayda sağlayan, her zaman güzelliklere vesile olan kişilerdir. En dikkat çeken özellikleriyse sevgi dolu, yumuşak huylu, ılımlı ve mütevazı olmalarıdır.
Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), üstün ahlakı, aklı, feraseti, basireti, tevazusu, sevgisi ve merhametiyle tüm müminlere örnek olmuş; bulunduğu ortamlar en güzel ve hikmetli sohbetlerin olduğu, coşkulu, muhabbetli, temiz, ferah, huzur ve güven veren ortamlar haline gelmiştir. Tüm Müslümanların da bu gerçeğin bilinciyle kendilerini sürekli geliştirmeleri, ahlaklarını daha da güzelleştirmek için gayret etmeleri ve bulundukları her ortamın mübarek Peygamberimiz (sav)'in bulunduğu ortamlar gibi olmasına özen göstermeleri gerekir.
Devamı için tıklayınız.

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler
|