| |
 |
Kuran Ahlakı: İlmi Araştırma Sayı 52 "Yoksa onlar, Allah’ın Kendi fazlından insanlara verdiklerini mi kıskanıyorlar?..." (Nisa Suresi, 54)
Bazı toplumlarda insanların kıskançlığa olan bakış açıları, Kuran’da bildirilenden çok farklıdır. Bu kimseler kıskançlığın her insanda az çok olması gereken insani bir özellik olduğunu düşünürler. Hatta hiç kıskanç olmadığını söyleyen kimseleri garip karşılarlar. Oysa kıskançlık birçok insan üzerinde fiziksel ve pisikolojik olarak şiddetli tahribatlara neden olan ve Allah’ın Kuran’da yasaladığı bir tavır bozukluğudur. Bu nedenle iman edenler kıskançlıktan şiddetle sakınır ve Allah’ın kendilerine verdiklerinden hoşnut bir yaşam sürerler.
Kıskançlık, insanların dünyaya olan bağlılıklarından kaynaklanan önemli bir tavır bozukluğudur. Allah Kuran'da insanların nefsinde böyle bir özellik olduğunu bildirmiştir. "Onu arındırıp-temizleyen gerçekten felah bulmuştur." (Şems Suresi, 9) ayetiyle de insanın kurtuluşu için nefsini kötülüklerden arındırması gerektiğini haber vermektedir. Aksinde ise Kuran'da, "Ve onu (isyanla, günahla, bozulmalarla) örtüp-saran da elbette yıkıma uğramıştır." (Şems Suresi, 10) ayetinden de anlaşılacağı gibi nefsindeki bu kötülükler insanı yıkıma sürükler. Kıskançlığın insanlar üzerinde meydana getirdiği tahribat ve verdiği azap, ayette bildirilen yıkımın dünyada ne şekilde gerçekleşebileceğini açıkça ortaya koymaktadır.
Kıskançlık Kuran Ahlakına Aykırı Bir Davranış Bozukluğudur
Kıskanç insanlar, yaşamları boyunca iç içe yaşadıkları insanların hemen hemen herşeylerini; daha başarılı, daha güzel ya da daha yetenekli olmalarını, servetlerini, hatta çocuklarını dahi kıskanırlar. Başkalarının iyiliğinden, güzelliğinden ya da başarısından zevk almak, mutlu olmak yerine bunlardan sıkıntı duyarlar. Çoğu zaman kıskandıkları insanların nimete kavuşmaları onları hoşnutsuzluğa sürükler, hırslandırır. Hatta içlerindeki bu hırs onları karşılarındaki insanlara zarar verme isteğine kadar götürebilir. Kuran'da müminlere, "haset edenlerin şerrinden Allah'a sığınmaları" şu şekilde bildirilmektedir:
"De ki: Sabahın Rabbine sığınırım. Yarattığı şeylerin şerrinden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden, düğümlere üfüren-kadınların şerrinden ve hased ettiği zaman, hasetçinin şerrinden." (Felak Suresi, 1-5)
Kuran'da kendilerine doğru yolu gösteren hak kitaplar geldiği halde insanların birbirlerine karşı olan 'azgınlık ve kıskançlık'ları nedeniyle anlaşmazlığa düştükleri, doğru yoldan saptıkları ise şöyle bildirilir:
"… Kendilerine apaçık ayetler geldikten sonra, birbirlerine karşı olan 'azgınlık ve kıskançlıkları' yüzünden anlaşmazlığa düşenler, o, (Kitap) verilenlerden başkası değildir. Böylece Allah, iman edenleri, hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe Kendi izniyle eriştirdi. Allah, kimi dilerse onu doğruya yöneltir." (Bakara Suresi, 213)
Kuran'da verilen bu açık örnek, insanın kıskançlığın neden olabileceği zararların boyutunu anlaması açısından son derece önemlidir. İnsan doğru yolu bilip gördüğü halde sırf kapıldığı kıskançlık hissi nedeniyle yanlış yola sapabilmektedir. Çünkü kıskançlık, insanın akılcı düşünmesini, olayları isabetli şekilde muhakeme edebilmesini engeller. Bu duyguya yenik düşen bir insan, olaylar karşısında Kuran ahlakına uygun tepkiler veremez, samimi ve ihlaslı tavırlar gösteremez. Böyle bir durumda onu yönlendiren aklı ve vicdanı değil, şeytanın sözcülüğünü yapan nefsi olur. Nefis ise Kuran'da bildirildiği üzere "…var gücüyle kötülüğü emredendir" (Yusuf Suresi, 53). Bu nedenle bir kişinin Rabbimiz'in razı olacağı umulan, huzurlu ve mutlu bir yaşama sahip olması için öncelikle nefsinin fısıldadığı kıskançlık duygusundan arınması gerekir
Kıskançlık Müslümanların Gücünü Kırıcı Etki Yapar
Peygamberimiz (sav) "Bir kimse din kardeşinin ayıbını onun hoşlanacağı şekilde örterse, Allah da kendisini dünya ve ahirette hoşnud eder." (Risale-i Nur Külliyatı, 20.Lema. s.156) şeklindeki sözüyle Müslümanların her zaman birbirlerinin eksikliklerini tamamlamaları ve hatalarını örtmeleri gerektiğini ifade etmiştir. Aksi durumda aralarındaki manevi birlik ortadan kalkacak ve güçleri gidecektir. Müminlerin güçlerinin gitmesi ise inkar edenlerin gücüne güç katmak anlamına gelir. Hiçbir mümin sırf nefsinin isteklerini tatmin etmek için böyle bir sorumluluğu yüklenmek istemez. Çünkü müminlerin en önemli özellikleri; Kuran ahlakını en mükemmel şekilde yaşamak, bu ahlaklarıyla başkalarına örnek olmak ve onları da din ahlakını yaşamaya teşvik etmektir. Açıktır ki kendisi daha kıskançlığı yenememiş bir insan, böyle bir sorumluluğu gereği gibi yerine getiremez. Mümine yakışan tavır ise "...İyilik ve takva konusunda yardımlaşın..." (Maide Suresi, 2) ayetine uygun olarak “müminlerle ittifak etmek” ve Allah'ın izniyle din ahlakını yaymak için samimi bir çaba sarf etmektir.
Allah'a ve ahirete inanmayan bazı insanlar dahi sırf güç kazanmak ve menfaat elde edebilmek için kıskançlığı ve rekabeti bir kenara bırakıp birbirleriyle ittifak edebilmektedirler. Menfaate olan bu düşkünlükleri aralarındaki rekabet ve kıskançlığı bir anda yok edebilmektedir. Bu ittifaklarından da umdukları gibi istifade edip, çıkar elde edebilmektedirler.
İnkar edenler sırf menfaat için böylesine bir güç ve kararlılıkla ittifak edebilirken, Allah'ın rızasını kazanmak gibi şerefli bir amaca sahip olan Müslümanların rekabet ya da kıskançlık duygularından kurtulamayıp ittifak edememeleri Allah'ın izniyle elbette ki söz konusu olamaz. Müminlerin Allah'ın rızasını kazanma konusundaki şevkleri, nefislerinin fısıldadığı kıskançlığı rahatlıkla ortadan kaldırır. Önemli olan ihtilafın nasıl zarar verebileceğini iyi kavramaktır. Bir ayette "Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Sabredin. Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir." (Enfal Suresi, 46) sözleriyle çekişme ve ihtilafın güç kaybına neden olacağı haber verilmiştir.
Kıskançlıktan Arınmak Allah’ın İzniyle Mümkündür
Yalnızca kaderi, tevekkülü, dünya hayatının gerçeğini, herşeyi yaratanın Allah olduğunu kavrayamamış insanlar, kıskançlığa kapılarak hareket ederler. Bu nedenle bir kişinin bu kötü özellikten arınmak için, öncelikle kıskançlık hissinin din ahlakı ile bağdaşmadığını anlaması gerekir. Kıskançlığın temeli tamamen dünyevi değerlere dayanır. Dünya hayatına kapılan kişiler başkalarının sahip olduğu maddi ya da manevi değerlere karşı kıskançlık duyar ve bunlardan dolayı onlarla rekabete girişirler. Oysaki mümin, dünya hayatının menfaatlerine kapılmayıp asıl olarak ahirete yönelen insandır. Dünya nimetlerini kendisine verenin ve bunları dilediği zaman alacak olanın Rabbimiz olduğunu bilir. Bunlardan Allah'ın razı olacağını umduğu şekilde istifade eder, ancak hiçbir zaman bu nimetlere tutkuyla bağlanmaz. Daha fazlasını elde etmek için hırsa kapılmaz ve Allah'ın takdir ettiği kadarına şükreder. Eğer Allah bir başkasına kendisinden daha fazla nimet vermiş ise "Göklerin ve yerin anahtarları O'nundur. O, dilediğine rızkı genişletip-yayar ve kısar da. Çünkü O, herşeyi bilendir." (Şura Suresi, 12) ayetiyle de bildirildiği gibi, bunda mutlaka bir hayır ve hikmet olduğunu bilir.
Yazı boyunca da vurguladığımız gibi güçlü bir iman, kıskançlıktan kurtulmanın tek ilacıdır. Kuran ahlakının insanlar arasında yaygınlaşması, insanların Kuran'ı bilip öğrenmeleri ve imanlarını güçlendirmek için çaba gösterip gayret etmeleri sonucunda Allah'ın izniyle bu kötü ahlak özelliği tamamen ortadan kalkacaktır. Sonsuz lütuf sahibi Allah, güzel davranışlarda bulunan kullarını Kuran'da şöyle müjdelemektedir:
"Güzellik yapanlara daha güzeli ve fazlası vardır. Onların yüzlerini ne bir karartı sarar, ne bir zillet, işte onlar cennetin halkıdırlar; orada süresiz kalacaklardır." (Yunus Suresi, 26)
Müminler Birbirlerini Daima Desteklerler
Söz konusu olan, güzel ahlaka dair özellikler olsa bile, yine de iman eden bir kimse kıskançlıktan şiddetle kaçınır. Karşısındaki Müslümanın güzel ahlakına özenip, gıpta eder. Gıpta etmesi ise hiçbir zaman için rekabete girmesini gerektirmez. Kuran'da bildirilen "…hayırlarda yarışınız" (Bakara Suresi, 148) ayeti gereği, elbette ki Allah'ın en sevgili kulu olabilmek, Kuran ahlakını en mükemmel şekilde yaşayan kişi olabilmek için rahmani bir gayret sarf eder. Ancak bu rahmani yarışın temelinde kıskançlık hissi yoktur. Bu yarış insanlara yönelik bir yarış değil, sadece Allah'a yakınlaşmayı hedefleyen bir yarıştır. Nitekim böyle bir insan kendisi gibi, diğer müminlerin de Allah'ın hoşnutluğunu kazanabilmelerini ister. Bunun için hem samimi olarak dua eder, hem de ihlasla çaba sarf eder.
Müminlerin bu üstün ahlaklarının en önemli nedeni ise tüm yaratılmışlarla beraber kendilerinin de aciz olduğunu bilmeleridir. Bu nedenle de içleri titreyerek Allah'tan korkar ve Rabbimiz’in karşısındaki acizliklerini dile getirmekten çekinmezler. Araf Suresi'nde Müslümanların bu güzel ahlakları şu şekilde haber verilir:
"De ki: "Allah'ın dilemesi dışında kendim için yarardan ve zarardan (hiçbir şeye) malik değilim. Eğer gaybı bilebilseydim muhakkak hayırdan yaptıklarımı artırırdım ve bana bir kötülük dokunmazdı..." (Araf Suresi, 188)
Elbette her insanın özellikleri birbirinden farklıdır ve herşeyi takdir eden, insana sahip olduğu tüm özellikleri veren, ona nimetler bahşeden Yüce Allah'tır. Gerek eksikliklerimiz, gerekse de üstün kılındığımız özellikler dünya hayatındaki imtihanımızın birer parçasıdır. Eksikliklerimiz Allah'a karşı dua etmemize, içli ve samimi olarak cenneti talep eden insanlar haline gelmemize bir vesiledir. Üstün yönlerimiz ise, Rabbimiz'e olan şükrümüzü artıran ve nankörlükten kaçınacak bir hal için çaba göstermemizi hatırlatan birer nimettir.
Bediüzzaman Said Nursi Diyor Ki.......
"Din ve ahiret işlerinde rekabet, gıbta, hased ve kıskançlık olmamalı ve hakikat bakış açısında olamaz. Çünki kıskançlık ve hasedin sebebi; bir tek şeye çok eller uzanmasından ve bir tek makama çok gözler dikilmesinden ve bir tek ekmeği çok mideler istemesinden; birbirine zahmet verme olur, kavga olur, yarış sebebiyle gıptaya, sonra kıskançlığa düşerler. Dünyada bir tek şeye çoklar talib olduğundan ve dünyanın dar ve geçici olması sebebiyle insanın sınırsız arzularını tatmin edemediği için, rekabete düşüyorlar. Fakat… âhirette rekabet sebebi diye birşey yoktur ve rekabet de olamaz. Öyle ise, âhirete ait olan salih ameller dahi rekabet olamaz; kıskançlık yeri değildir. Kıskançlık eden ya riyakârdır, salih ameller suretiyle dünyevi neticeleri arıyor veyahud gerçek cahildir ki, salih amelin nereye baktığını bilmiyor ve salih amelin ruhu, esası ihlas olduğunu idrak edemiyor. Rekabet suretiyle Allah'ın sevgili kullarına karşı bir nevi düşmanlık taşımakla, Allah'ın rahmeti imkanını suçluyor..." (Risale-i Nur Külliyatı, 21.Lema. s.669)
Bu makale, İlmi Araştırma Dergisi 52. sayı (Ekim 2008) 60. sayfada yayınlanmıştır.
|
 |
|
|