Sık Kullanılanlara Ekle Dergi Aboneliği Site Üyeliği Bize Ulaşın
 
Ana Sayfa Makaleler Eski Sayılar
Site Hakkında
 
 
İlmi Araştırma Son Sayı

İlmi Araştırma Sayı 75

İlmi Araştırma Dergisi'nin Eylül 2010 sayısını buradan download edebilirsiniz.

PDF Download


Kategoriler
Ahir Zaman & Mehdi
Batıl Felsefeler
Bitki Dünyası
Cahiliye Toplumu
Darwinizm İdeolojisi
Dinlerin Kardeşliği
Doğadaki Yaratılış
Dünyamız
Evrendeki Mucizeler
Evrim Teorisinin Çöküşü
Gerçek Milliyetçilik
Harun Yahya Hakkında
Hayvanlar Alemi
Hazreti İsa Gelecek
İslamın Yükselişi
İslam Terörü Lanetler
Kuran Ahlakı
Kuran Bilgisi
Kuran Mucizeleri
Maddenin Ardındaki Sır
Masonluğun Sırları
Mikrodünya Mucizesi
Milli Strateji
Peygamberler Tarihi
Tarih
Tefekkür Konuları
Türk-İslam Birliği
Vücudumuzdaki Mucizeler
Yahudilik

Tavsiye Edilen Kitaplar
Komünist Çin'in Zulüm Politikası ve Doğu Türkistan
Yeşil Mucize Fotosentez
Darwinistlerin Bilmek İstemedikleri Gerçekler
İslam'ın Yükselişi
Hazreti İsa Ölmedi
Darwinizm ile İlmi Mücadelenin Önemi

Tavsiye Edilen Belgeseller
Kuledeki Küçük Adam
Adnan Oktar ile Ramazan Sohbetleri 26. Gün
Hazreti Musa
Sakın Unutmayın
Hazreti Hızır Halk Arasında
Milli Davamız Kıbrıs Konferansı

Tavsiye Edilen Linkler
yaratilis.com
hazretiisa.com
darwinistdiktatorluk.co..
guncelyorumlar.com
kurandanbilgiler.com
darwinizminkivranisi.co..

harunyahya.org

online-arama.com
 

Kapak Konusu:
İslam Dünyasında Zulüm Gören Milyonlarca Mazlumdan, İslam Aleminin Birliği İçin Gayret Etmeyen Her Müslüman Sorumludur

Sayın Adnan Oktar yerel kanallarda her gece canlı olarak yayınlanan röportajlarında Müslüman kardeşlerimizin yaşadığı acıları sık sık gündeme getirmektedir. Ancak Sayın Adnan Oktar’ın İslam dünyasına yaptığı bu çağrılar yeni değildir. Sayın Adnan Oktar Temmuz 2001 tarihinde basılan “İslam’ın Kışı ve Beklenen Baharı” kitabında da, internet sitelerinde ve çeşitli gazetelerde yıllardır yayınlanan makalelerinde de İslam coğrafyasında yaşanan acılara, şehit olan kardeşlerimize dikkat çekmiştir. Tüm Müslüman alemini bu mübarek birliğin kurulması için gayret etmeye, bu yolda yapılan çalışmaları desteklemeye davet eden Sayın Adnan Oktar, zulme rıza göstermenin de zulüm olduğu gerçeğini defaatle vurgulamıştır. Unutulmamalıdır ki büyük İslam coğrafyasında akan her damla kandan, yıkılan her evden, şehit olan her masumdan, yaralanıp sakat kalan her mazlumdan, açlık ve yokluk içinde yaşayan her insandan, Türk İslam Birliği için gayret etmeyen her Müslüman sorumludur.

İnsanların çok büyük bir bölümünün Pakistan’da, Keşmir’de, Patani’de, Burma’da, Doğu Türkistan’da yaşananlar hakkında hiçbir bilgisi yoktur. Hatta birçoğu bu bölgelerin adını dahi bilmemektedirler. Bu bölgelerde yaşayan Müslümanların karşı karşıya bulundukları zorlukların, baskıların, her gün bir yenisi gerçekleşen şiddet eylemlerinin, açlığın ve sefaletin farkında dahi değillerdir. Bir kesim ise yapılan zulüm ve haksızlıkların farkındadır. Ancak bu kişilere yardım edebileceğini, zulmün engellenmesi için çaba sarf edebileceğini aklına dahi getirmez. Üstelik hiçbir şey yapamayacağı konusunda kendisini o kadar inandırmıştır ki, ne okuduğu haberler ne de gördüğü görüntüler vicdanında en ufak bir etki oluşturmaz. Oysa iman eden bir insan, her duyduğundan ve her gördüğünden sorumludur. Allah Kuran’da Müslümanlara şöyle buyurmaktadır:

“Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: “Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize Katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize Katın-dan bir yardım eden yolla” diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz?” (Nisa Suresi, 75)

Bu yazı hazırlanırken amaçlanan da, dünyanın dört bir yanındaki mazlum Müslümanların durumlarını tüm açıklığıyla ortaya koymak ve vicdanlı insanları bu gerçeği düşünüp çözüm yolları aramaya davet etmektir. İçinde bulunduğumuz devir, gaflete kapılmaya, sessiz kalmaya, umursuz davranmaya, dünya hayatının kısa yararının peşine düşmeye, nefsani tartışma ve çekişmelerle vakit öldürmeye uygun bir devir değildir. Milyonlarca Müslüman bu kadar büyük bir zulüm altındayken İslam ahlakının yaygınlaşması için bir çaba içerisinde olmamak, çok büyük bir vicdansızlık olur. Ve kuşkusuz insanı ahirette büyük bir vebal altında bırakır.

PAKİSTAN

2009 yılının Mayıs ayında Pakistan’ın Swat bölgesinde yaşanan çatışmalardan dolayı 2.5 milyondan fazla Müslüman evlerini terk etmek zorunda kalmıştı. BM yetkilileri tarafından son on yıl içinde görülen en büyük mülteci krizi olarak değerlendirilen Pakistan‘daki bu durumu bire bir yaşayan Müslüman kardeşlerimizden 2 milyon kadarı mülteci kamplarına sığınmıştı. Geçtiğimiz aylarda bir kısmı çatışmaların son bulması üzerine evlerine geri dönmeye başladılar. Ancak 1,5 milyondan fazla Müslüman halen mülteci kamplarında ayakta kalmak için mücadele veriyor. Yiyeceğin çok zor bulunduğu, içme ve temizlenme için yeterli suyun bulunmadığı, salgın hastalıkların pek çok insanın hayatını kaybetmesine sebep olduğu bu zorlu ortamda yüz binlerce insan kışın şiddetli soğuğunda, yazın kızgın sıcağında çadırlarda yaşamaya devam ediyor. Evlerini terk etmek zorunda kalan Müslüman kardeşlerimizin durumu o kadar zor ki, tarif ettiğimiz mülteci kamplarına ulaşanlar kendilerini kurtulmuş sayıyorlar. Çünkü yurtlarından çıkanların bir kısmı kayıp, bir kısmı ise neredeyse açlık sınırında yaşayan çok fakir bölgelere yerleşmek mecburiyetinde kalmış ve bu insanlara herhangi bir yardım ulaştırılamıyor.

Devamı için tıklayınız.

İlmi Araştırma Sayı 75: Ne Demişti Ne Oldu

Ne Demişti

Azerbaycan’a Kimlikle Giriş İçin Çalışmalar Başladı

Azerbaycan Gazete 525, 27 Ağustos 2008

ADNAN OKTAR:
En büyük engel sevgisizliktir. Mesela Azeriler çok efendi çok şahane insanlar, biz niye Hazar Denizi’nin kenarına masa kurup yemek yemiyoruz ve niye pasaportla gidiyoruz? Bir kere ilk başta Azerbaycan’a koridor açılmasa dahi, uçakla Azerbaycan’a gidilse dahi pasaport ve vizenin kalkması lazım ilk planda. Yani bu tamamen gereksiz ve ilk planda süratle kaldırılması gereken bir şey. Mesela böyle bir kanun teklifi verdirebiliriz. Mesela, Azerbaycan Parlamentosu toplanıp böyle bir karar verebilir. Mesela, Türkiye’den gelenler geldiklerinde vizesiz pasaportsuz gelebilir. Mesela, Türkiye de böyle bir karar alabilir.

Azerbaycan’dan gelenler vizesiz, pasaportsuz girebilir. Kıbrıs’ta öyle oluyor. Ne oluyor? Gayet güzel oluyor. Burada da aynısı olsun. Yani Kıbrıs’ta ne ise orada da böyle olsun bunun hiçbir engeli yok. Mesela, bu bir adımdır adım bir, adım iki koridorun açılmasıdır. Adım üç karşılıklı dostane görüşler tevdi edilmesi, karşılıklı görüşmeler meydana getirilmesi, oradan heyetler gelmesi, buradan heyetler gitmesi karşılıklı bu okullar, hastaneler, fabrikalar açılması iç içe olmamız yani kardeş olmamız, bu kadar.

ADNAN OKTAR: Azerbaycan’la Türki-ye’nin birleşmesi o kadar makul ve o kadar kolay ki. Eğer iyi bastırırsak bir veya iki yıl içerisinde bunu rahatça yaparız, çok çok kolay. İki taraf da bunu şiddetle istiyor. Ben Türkiye’de gezdim konuştum insanlarla, siz de çıkın görün. “Azerbaycan’la Türkiye birleşsin mi?” diye bir sorun bakayım, herkes “evet” der, bir tane hayır diyen çıkmaz. Gidelim Azerbaycan’a sorun hiç kimse hayır demez. O zaman neyi bekliyoruz? İlk yapılacak şey şu pasaportu kaldırmak, pasaportsuz gidip geleceğiz. Ermenis-tan’la bir dostluk bağı ve kardeşlik bağı... Onu da Türk İslam Birliği içerisine alarak, bir koridor oluşturmak Azerbaycan’la Türkiye arasında 30 km’lik falan yani fazla değil. O kadar. Azerbaycan’la Türkiye birleşti mi artık bunun sonu gelmez. Kazakistan, Özbekistan, Tacikistan, Doğu Türkistan gider de gider inşaAllah.

Devamı için tıklayınız.

Karakterim Böyle Ne Yapsam Kötü Huylarımı Değiştiremiyorum Mantığı Kuran Ahlakına Uygun Değildir

Bazen insanlar kişiliklerindeki bazı olumsuzlukları değiştirmek ister, ancak gösterdikleri çabayla istedikleri sonuca ulaşamazlar. Böyle bir durumda şeytanın bu kimseleri yönelttiği hemen hemen ilk düşünce, “kişiliklerinin sabit ve değişmez olduğu; dolayısıyla ne kadar çaba harcasalar da karakterlerini değiştiremeyecekleri” şeklindedir. Oysa şeytan bu kimseleri özellikle de, “ellerinden gelen herşeyi yaptıklarına; ancak yine de hiçbir değişiklik oluşmadığına” inandırıp onların güzel ahlaktan yana gösterecekleri çabayı durdurmak ister.

Kuran ahlakına uygun, olgun tavırlarla karşılaşmak her insanın hoşuna gider. İnsan çevresindeki kişilerin kendisine iyi ve güzel davranışlarda bulunmasını ister. Kusurları olduğunda hoşgörülü davranılmasını, bir sorun olduğunda en adil şekilde karar verilmesini, ne kadar kibirli bir tavır içerisinde olunsa da kendilerine tevazunun sıcaklığıyla yaklaşılmasını arzu eder. Tahammül edilmesi ne kadar zor bir tavır içerisinde olursa olsun, kendisine sabır gösterilmesini, ihtiyaç içerisinde olduğunda fedakarlık yapılmasını, ne kadar çok olursa olsun hatalarının her seferinde affedilmesini, hep sevgiyle yaklaşılmasını bekler. Böyle bir ahlak göremediğinde de, bu durumdan son derece rahatsız olur. Yaptığı sohbetlerde hep bu durumdan yakınır, “insanlığın öldüğü”nden, insanların yozlaştığından, kimsenin kendisinden başkasını düşünmediğinden, maddiyatçı dünyanın insanları insani duygulardan uzaklaştırdığından bahseder.

Bütün bu taleplerine rağmen birçok insan böyle bir ahlakı yaşama yönünde bir çaba göstermez. Hem “bana iyilik yapılsın, ama ben sadece kendimi düşüneyim” benzeri bencil düşünceleri, hem gururları, hem de “denedim ama olmadı” tarzında bazı bahaneler nedeniyle güzel ahlakı yaşamaktan kaçınırlar. Bu durumun temelinde ise, şeytanın “elinden geleni yapıyorsun ama olmuyor” şeklindeki yanlış telkini doğrultusunda hareket etmeleri yatmaktadır.

“Elimden Geleni Yapıyorum Ama Olmuyor” Mantığı Neden Geçersiz Bir Bahanedir?

Şeytanın bu telkinini alan bir kişi, nefsindeki gurur, enaniyet, kıskançlık, kin, öfke gibi özelliklerle karşılaştığında vicdanından yana güçlü bir tavır koyamaz. Kişiliğindeki olumsuz tavırlara karşı güçlü bir mücadele veremez. “Nasıl olsa yapabileceğim fazla bir şey yok” diyerek bu özelliklerini muhafaza eder. Çevresindeki insanlara da, “bunlar benim çok kötü özelliklerim biliyorum, ama beni böyle kabul edin”, “ben bu konuya çözüm bulamadım, bu yüzden beni idare edin” der.

Oysaki iman eden, Kuran ayetlerinden haberdar olan her insanın çok iyi bileceği gibi, bu kişinin öne sürdüğü tüm mantıklar baştan sona yanlıştır. Yalnızca şeytanın aldatmacasından ibarettir.

Çünkü Allah her insanın nefsini temelde aynı özelliklerle yaratmıştır. Her insan, kendisine her türlü iyiliğin, inceliğin, güzelliğin yolunu gösteren vicdana sahiptir. Aynı şekilde yine her insanın nefsinde, kötülüğün her türlüsünü uygulayabilecek bilgi de mevcuttur. Dolayısıyla güzel ahlaklı iyi bir insan ile kötü ahlak gösteren bir insan, aslında temelde aynı şartlara ve aynı bilgiye sahiptirler.

Devamı için tıklayınız.

Gözleri Güzel Kullanmak; Güzel ve Anlamlı Bakmak Mümin İçin Bir Zevktir

Müminler için bakışlar neden çok önemlidir?
Gözlerde oluşan anlam, insan ruhundaki samimiyeti nasıl yansıtır?
İman etmeyen insanlar “güzel bakış”ı neden fark edemezler?

Allah’ın insanlara verdiği en önemli nimetlerden biri gözleridir. Akıl sağlığı yerinde olan her insan, bakışlarını güzel kullanma ve bakışları ile duygularını ifade etme yeteneğine sahiptir.

Ancak iman etmeyen insanlar arasında ‘güzel bakış’ o kadar da önemli bir konu değildir. Bu insanların değer yargıları daha çok dünyevi bazı menfaat dengelerine dayalıdır. Dolayısıyla da karşılarındaki kişide aradıkları özellikler arasında “güzel bakış” çok sonlarda yer alan, hatta birçok kişi için de hiç dikkati çekmeyen bir özelliktir.

Müminler için Bakışların Önemi

Zenginlik, lüks yaşam şartları, toplumda etkili olabilecek bir kariyer, iyi ve kaliteli bir çevre, iyi iş imkanları, fiziksel güzellik gibi değerler, iman etmeyen insanlarda adeta bir hipnoz etkisi oluşturarak hayranlık uyandıran ana unsurlardır.

Müminler için ise bakışların önemi çok büyüktür. Çünkü bir insandaki en sevilecek özellikler onun ruhunu oluşturan değerlerdir. Ve gözler, bir insanın ruhunu dışa yansıtan en hayati yeridir. Ruhunda yaşadığı tüm güzellikler ve kötülükler, ister istemez insanın bakışlarına çok açık bir şekilde yansır. Samimiyetsiz bir insan, sözleriyle samimiyetsizliğini her ne kadar saklasa da, gözlerinde gerçek samimiyeti hiçbir şekilde elde edemez. Samimi bir insan da, hiçbir şey yapmasa dahi, gözleriyle dürüst, vicdanlı ve samimi bir insan olduğunu ortaya koymuş olur. Dolayısıyla gözlerde oluşan anlam insanları tanımada çok önemli bir araçtır.

Devamı için tıklayınız.

Bir Ayet Bir Açıklama: Ankebut Suresi, 59

“Ki onlar, sabredenler ve Rablerine tevekkül edenlerdir.” (Ankebut Suresi, 59)

Bu ayette Allah, müminlerin yaşadıkları olaylar karşısında sabırlı ve tevekküllü olduklarını yani Allah'ın yarattığı kadere teslim olan; Allah’a güvenip, dayanan insanlar olduklarını haber vermektedir. Sabır ve tevekkül, müminlerin güzel ahlak özelliklerindendir. Müminler sabrı Allah'a yakınlaşmanın bir yolu olarak görmekte ve Kuran'da emredilen bir ibadet olarak yaşamaktadırlar. Nasıl bir sabırla sabretmeleri gerektiğini belirleyen rehberleri ise Kuran ve Peygamber Efendimiz (sav)'in sünnetidir. Müminler başlarına bir zorluk geliyorsa bunu yaratanın Allah olduğunu ve bunun mutlaka kendileri için hayırlara vesile olacağını bilirler. Allah'ın kendileri için en güzel kaderi belirlediğini bildikleri için karşılaştıkları her olaya gönülden razı olur ve hoşnutlukla tevekkül ederler. Müminler hangi şartlar altında olurlarsa olsunlar, şikayet etmeyi, yakınmayı kendilerine hiçbir şekilde yakıştırmazlar. "Demek ki, gerçekten zorlukla beraber kolaylık vardır. Gerçekten güçlükle beraber kolaylık vardır" (İnşirah Suresi, 5-6) ayetleriyle de bildirildiği gibi, Allah'ın zorlukları kolaylıklarıyla birlikte yarattığını ve bunun Allah'ın değişmeyen kesin bir kanunu olduğunu bilirler. "Allah, hiç kimseye güç yetireceğinden başkasını yüklemez..." (Bakara Suresi, 286) ayetiyle Allah kullarına önemli bir gerçeği daha hatırlatmıştır. Allah her insanı, ancak üstesinden gelebileceği zorluklarla denemektedir. Dolayısıyla insan bir zorlukla karşılaşıyorsa, kesin bir gerçektir ki Allah o kişiye bu duruma sabredebileceği gücü de vermiştir. İşte Kuran'ın bu ayetlerine iman eden müminler, dünyada iken bu zorlukların hiçbir şekilde sonu gelmese bile, bunda bir hayır olduğunu ve Allah'ın sabredenlere ahirette sabır göstermelerinin karşılığını en güzeliyle vereceğini bilirler. Ve bunu bildikleri için de hiçbir zaman sıkıntıya kapılmazlar. Allah'tan gelen bir zorluğu giderebilecek olanın ancak Allah olduğunu, yalnızca Allah'a tevekkül edip O'ndan yardım dileyebileceklerini bilerek zorlukları hafifletmesi için Rabbimiz’e dua ederler.

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Allah Birdir. Hristiyanlar Üçleme İnancı ile Karmaşık Bir Din Anlayışına Girmekten Kaçınmalıdırlar
İlmi Araştırma Sayı 75: Kısa Kısa
Her gün Deccaliyetin Faaliyetleri Anlatılırken, Mehdiyetin Anlatılmaması Olmaz
Olayların Olumsuzdan Yola Çıkarak Halletmeye Çalışmak, Çoğu Zaman Yıkıcı Etki Oluşturur
DİN AHLAKINDAN Uzak Yaşayan İnsanlar TATİL Ortamından NEDEN YIPRANMIŞ OLARAK Dönerler?
Imam Rabbani’den Günümüze Hikmetli Mesajlar: MÜMİNLER BİRBİRLERİNİN VELİLERİDİR
Gününe ya da Saatine Göre Farklı ve Sürpriz Bir Kişilik Gösteren Bir Kişiyle Dost Olmak İster misiniz?
   
 

 

 
İlmi Araştırma Geçen Sayı

İlmi Araştırma Dergisi'nin Ağustos 2010 sayısını buradan download edebilirsiniz.

PDF Download


hayvanlaralemi.net
 

Geçen Sayının Kapak Konusu:
Sayın Adnan Oktar Hz. Musa (a.s.)’ın Ahir Zamanda Bulunacak Ahit Sandığını Anlatıyor

İçinde bulunduğumuz ahir zamanda Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hadisleri doğrultusunda; fitnelerin çoğalması, İran-Irak Savaşı, Kabe baskını ve Kabe’de kan akıtılması, Fırat Nehri’nin suyunun kesilmesi, Ramazan ayında iki kez Güneş ve Ay tutulmalarının olması gibi Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametleri peş peşe gerçekleşmiştir. 2009 yılında Lulin kuyruklu yıldızının çıkması ve geçtiğimiz aylarda Hz. Nuh (a.s.)’ın gemisinin Ağrı Dağı’nda bulunmasının ardından ise tüm iman sahipleri Sayın Adnan Oktar’ın röportajlarında müjdelediği “Hz. Musa (a.s.)’ın Ahit Sandığı’nın bulunmasını” da büyük bir şevkle beklemektedirler.

Ahit sandığı, Yüce Rabbimiz’in Kuran’da bildirdiği ve içinde Hz. Musa (a.s.) ve Hz. Harun (a.s.)’dan eşyalar bulunan değerli bir sandıktır. Kuran’da bu sandığın Allah’ın müminlere güven duygusu ve huzur veren bir nişanesi olduğu bildirilmektedir. (Bakara Suresi, 248) Bu nedenle yıllardan beri hem Museviler, hem Hıristiyanlar, hem de Müslümanlar Ahit Sandığı’nın bulunması için çaba sarf etmişlerdir. Ancak MÖ. 587 yılından bu yana bu kutsal sandığın yeri bilinmemektedir. Peygamberimiz Hz. Mu-hammed (s.a.v.)’in hadislerinden anlaşıldığı üzere sandık ahir zamanda bulunacaktır. Ancak sandığın çok önemli bir özelliği daha vardır:

Bu kutsal sandığı bulma şerefi, ahir zamanın kutlu şahıslarından Hz. Mehdi (a.s.)’a nasip olacaktır. Bu nedenle sandığın bulunması Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkışının en önemli alametlerinden biri olacaktır. Aynı zamanda bu işaret, onun hükümranlığının da bir sembolü sayılacaktır. (Doğrusunu Allah bilir.)

Devamı için tıklayınız.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in Verdiği Haberlerden Biri Daha Tahakkuk Etti

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Hz. Mehdi (a.s.)‘ın ortaya çıkışının alametlerini çok detaylı şekilde haber vermiştir.

Peygamberimiz (s.a.v.)‘in haber verdiği bu alameletlerin yüzden fazlası Hicri 1400 itibariyle, teker teker, ardı ardına gerçekleşmiştir. Resulullah (s.a.v.)‘in Hz. Mehdi (a.s.)‘ın çıkış alameti olarak bildirdiği olaylardan birisi de Afganistan’ın işgalidir. Bilindiği üzere Hicri 1400’ün tam başında, 1979’da Afganistan Rus orduları tarafından işgal edilmiştir. Peygamberimiz (s.a.v.)‘in bu gelişmeyi haber verirken bildirdiği önemli bilgilerden biri de “Afganistan’da altın ve gümüş olmayan, madeni hazineler bulunduğu”dur.

Nitekim son yapılan araştırmalar, Afganistan’da toplam değeri 1 trilyon doları bulan maden rezervi olduğunu ortaya koymuştur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)‘in bundan 1400 sene önce haber verdiği bu bilginin günümüzde ortaya çıkışı, mübarek Peygamberimiz (s.a.v.)‘in Allah’ın lütfuyla gösterdiği mucizelerinden biridir.

“Talikan’a (AFGANİSTAN‘A) yazık oldu. Şüphesiz Allah Teala’nın ORADA ALTIN VE GÜMÜŞ OLMAYAN HAZİNELERİ VARDIR.’’ (Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 59)

Devamı için tıklayınız.

 

İlmi Araştırma Dergisi © 2005
Bu sitede yayınlanan tüm çalışmaları, siteyi referans göstermek koşulu ile,
telif hakkı ödemeksizin kopyalayabilir, çoğaltabilir ve dağıtabilirsiniz.