|
Kapak Konusu:
Deccal Nasıl Öldü?: Masonluğun Sosyal Silahi Darwinist Aldatmacanın Sonu Darwinizm, kitleleri dinsizliğe sürükleyen, dünyaya katliamlar, savaşlar getiren, toplumları dejenerasyona, anarşiye, bozgunculuğa ve cinayetlere sevk eden deccalin büyük bir fitnesidir. Bu fitne, tarihin en sapkın ve en büyük kitle aldatmacasıdır. 150 yıl boyunca devam etmiş olan bu kitle aldatmacası, şu an Darwinistlerin şaşkın bakışları altında çöküşe uğramakta ve insanlar 150 yıldır aldatılmış olmanın şokunu yaşamaktadırlar. Deccalin oyunu bitmiştir. Deccal artık ölmüştür. Kitle aldatmacası son bulmuştur. Batıl olan din, Allah’ın hak dini karşısında yerle bir olmuştur. Bu ayki kapak yazımız deccalin en büyük oyununun kesin yıkılışının ve masonların uğradığı hüsranın delillerini sunmaktadır.
Masonların dünya çapındaki propagandası sonucunda Yaratılış gerçeğine karşı getirilen engellemeler neden sonuç vermemiştir?
Bazı Darwinistlerin evrim teorisinin uğradığı yıkıma rağmen takındıkları “bir şey olmadı ki” psikolojisi, aslında neye işaret etmektedir?
Sayın Adnan Oktar’ın bu deccali sisteme karşı 30 yılı aşkın bir süredir sürdürdüğü ilmi mücadelenin dünya çapındaki muazzam etkileri nelerdir?
Deccaliyetin ölümünü müjdeleyen anket sonuçları nelerdir?
Bir bilim adamı, o zamana kadar hiç kimsenin keşfedemediği, hücrenin olağanüstü yapısının “yalnızca bir bölümünü” keşfettiği için Nobel ödülüne layık görülür. Ama aynı bilim adamı, ödülünü aldıktan sonra öğrencilerine o hücrenin bir çamur birikintisinden rastgele oluştuğu masalını anlatmakta hiçbir sakınca görmez. Aynı bilim adamı, sayısız bilimsel çalışmanın altında imzası olmasına rağmen, öğrencilerine büyük birer sahtekarlık örneği olan Piltdown adamını, Haeckel’in sahte embriyo çizimlerini, sanayi kelebekleri iddiasını evrimin en büyük delilleriymiş gibi anlatmaktan çekinmez.
Devamı için tıklayınız.

Sayın Adnan Oktar'ın Anlatımından ''Televole Kültürü'nün'' Zararları “Doğrusu, ‘suç ve günah işleyenler,’ kimi iman edenlere gülüp-geçerlerdi. Yanlarına vardıkları zaman, birbirlerine kaş-göz ederlerdi. Kendi yakınlarına döndükleri zaman neşeyle dönerlerdi. Onları gördükleri zaman ise: “Bunlar elbette şaşkın-sapıklardır” derlerdi. Oysa kendileri onların üzerine gözcü olarak gönderilmemişlerdi. Artık bugün, iman edenler, kafir olanlara gülmektedirler. Tahtlar üzerinde bakıp-seyretmek suretiyle. Nasıl, kafir olanlar, işlediklerinin ‘feci karşılığını gördüler mi?’” (Mutaffifin Suresi, 29-36)
Basitlik, insanın, ruhunu Kuran ahlakına uygun bir şekilde derinleştirememesi, Allah’a yakın olma ve O’nun rızasını kazanma konusunda istekli olmaması sonucunda, davranış ve düşünce biçiminde meydana gelen yüzeyselliktir. Bu yüzeysellik, insanın, Allah’ın gücünün sınırsızlığını, kendi etrafında ve dünya üzerinde meydana gelen olaylardaki hikmetleri ve yaşamın gerçek manasını anlamada zayıf bir kavrayışa sahip olması şeklinde kendini gösterir.
Basit ahlakın en belirgin olarak yaşandığı örneklerden biri de “televole kültürü”dür.
İnsanları amaçsızlığa, din ahlakından uzak boş bir yaşama sürükleyen bu sapkın kültür, ülkemizde uzun yıllardır gençler üzerinde ve genel ahlak yapısında maddi ve manevi birçok tahribata sebep olmaktadır. Sayın Adnan Oktar uzun yıllardır verdiği ilmi mücadelede tüm insanları Darwinizm, materyalizm, komünizm ve masonluk gibi deccali fikir sistemlerinin yanı sıra büyük bir tehdit unsuru olan televole kültürünün sebep olduğu ahlaki dejenerasyona karşı da uyarmaktadır. İşte Sayın Adnan Oktar’ın anlatımından televole kültürü:
Televole Kültürü Dünyadaki Problemlerden Habersiz, Boş ve Amaçsız Bir Yaşamı ve Uyuşmuş Beyinleri Hedefleyen Bir Kültürdür
“Bakın şimdi gelirken, baktım televizyonda bir kanalda bir televole programı var. Doldurmuşlar insanları yani mesela orada insanlar maden göçüğünün altında kalıyor, anneler feryat ediyor. Biraz önceki haberlerde feryatlar vardı. Daha biraz önce şehit ailelerini gösteriyor. Onların perişanlığını, ailenin, evin perişanlığını, yoksulluklarını gösteriyor.
Devamı için tıklayınız.

İlmi Araştırma Sayı 68: Kısa Kısa İspanyol hükümetinin AB ile ilişkilerden sorumlu Devlet Sekreteri Garrido: “Türkiye’nin İslam kimliği AB’ye güç verir”
AB dönem başkanlığını 1 Ocak itibarıyla devralan İspanyol hükümetinin AB ile ilişkilerden sorumlu Devlet Sekreteri Diego Lopez Garrido, "AB, Hıristiyan kulübü değil. Tam tersine farklı dinlerin yaşandığı, çoğulcu bir yer " dedi.
La Razon gazetesine konuşan Garrido, "Türkiye, bu kulübün (AB) üyesi olabilir mi?" sorusuna karşılık "Elbette, özellikle bu çoğulculuktan dolayı. Türkiye'nin İslam dünyasıyla olan diyaloğu AB'ye büyük güç verir" diye konuştu. risalehaber.com
Devamı için tıklayınız.

İlmi Araştırma Sayı 68: Sayın Adnan Oktar Ne Demişti Ne oldu? Destan TV, 8 Mart 2009
Adnan Oktar: Öyleyse gider resmi müracaatta bulunur, devlete sığınır. Gider bir dostu, sevdiği, güvendiği kişi varsa onun yanında can güvenliğini korumak şartıyla kalır. Aile içi şiddete maruz kalanların %18 kadarı, aile içi taciz vakasına - bakın ensest vaka - %18 ensest ilişki var. Mesela babası sarkıntılık yapıyor. Yahut abisi, amcası sarkıntılık yapıyor. Diyorlar; “Aman o senin amcandır, sakın ha, nasıl konuşursun?” Mesela babası sarkıntılık yapıyor, aman nasıl konuşursun? Çocuk mustar kalıyor ve bu çok büyük bir beladır Türkiye’de. Böyle bir şey olduğunda derhal dilekçe verip ispat etmesi de şart değil. Edemez tabi ki, zaten şahit falan da bulamaz. Yani babası mesela odasına giriyor, tecavüz etmeye kalkıyor. Nasıl ispat etsin çocuk bunu? Kamera mı getirsin yani nedir, fotoğrafını mı çeksin?
Biz onun sözüne güveniriz yani o kişinin sözüne güveniriz. Öyleyse savcılığa dilekçe verir ve ayrılır.
Devamı için tıklayınız.

Bir Ayet Bir Açıklama: Nahl Suresi, 99-100 “Gerçek şu ki, iman edenler ve Rablerine tevekkül edenler üzerinde onun (şeytanın) hiçbir zorlayıcı-gücü yoktur. Onun zorlayıcı-gücü ancak onu veli edinenlerle, onunla O'na (Allah'a) ortak koşanlar üzerindedir.'' (Nahl Suresi, 99-100)
Allah ayetlerinde, şeytanın iman edenler ve Allah’a tevekkül edenler üzerinde hiçbir etkisinin olamayacağını haber vermektedir. Müminler yaşamlarını Allah'ın Kuran'da bildirdiği hükümler üzerine kurdukları için, “Ey iman edenler, Allah'tan korkup-sakınırsanız, size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış (furkan) verir…” (Enfal Suresi, 29) ayetiyle bildirildiği üzere şeytanın tuzaklarını, kendilerine hangi yollarla yaklaşacağını Allah’ın izniyle çok iyi görebilirler. Şeytana asla fırsat tanımaz, her zaman her konuda vicdanlarına göre hareket ederler.
Şeytanın hilesinin zayıf olması ve zorlayıcı bir gücünün bulunmaması, Allah'ın insanlar için yarattığı bir rahmet ve kolaylıktır. Çünkü din ahlakını yaşayan bir insanın karşısında din ahlakına karşı negatif bir güç olarak şeytan vardır. Onun zayıf ve güçsüz olması ise, müminlerin Kuran ahlakını yaşama konusunda bir güçlük yaşamayacaklarının bir göstergesidir. Ancak, bunun için samimi bir iman gerekir. Allah'a teslim olmuş, sabah akşam O'nu zikreden, yeryüzündeki her olayın Allah'ın kontrolünde olduğunu bilen ve ihlasla Rabbimiz’e yönelen müminler şeytanın etkilerine karşı güçlüdürler.
Ayetin devamında bildirildiği gibi şeytanın etkisi ancak Allah'a şirk koşan ve inkar eden kimseler üzerindedir. Şeytan insanları Allah'ın yolundan döndürmek için çaba harcamaya yemin etmiştir. Dolayısıyla iman etmeyen, insanları Allah'ın yolundan alıkoymaya çalışan, Allah'a ve din ahlakına karşı olan, insanlara Allah'ı, ahireti ve sorumlu oldukları din ahlakını unutturan her kişi şeytanın destekçisi ve dostudur.
Devamı için tıklayınız.

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler
|